News - Haberler
CumhurbaşkanıErdoğan’ın AKM’yle ilgili sözlerine büyük tepki var: Hesaplaşma derdinde
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın AKM’yle ilgili sözlerine büyük tepki var: Hesaplaşma derdinde Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Taksim’in simgesi olan Atatürk Kültür Merkezi’ne (AKM) ilişkin açıklamaları tepki çekti. AKM’nin isminin değiştirileceği sinyali veren Erdoğan’ın “Artık Atatürk Kültür Merkezi (AKM) demiyorum, biz orayı opera binası olarak hazırladık” sözlerini değerlendiren sivil toplum örgütü temsilcileri ve sanatçılar, Erdoğan’ın Atatürk devrimleri ve Cumhuriyet değerleriyle hesaplaşma peşinde olduğunu söyledi. ESİN KÖYMEN (Mimarlar Odası İstanbul Büyükkent Şubesi Yönetim Kurulu Başkanı)“Atatürk ve Cumhuriyetin kuruluşu itibarıyla oluşturulan ve Atatürk’ün isminin verildiği aslında her yere müdahale ediyor. Cumhuriyet değerleriyle hesaplaşıyor. Kendi muhafazakâr düşünce yapısını ve davranış biçimini doğrudan doğruya kent mekânları üzerine nakşediyor. Yaptığı, kent mekânlarında Cumhuriyet değerleriyle hesaplaşmak. Türkiye’deki bireylerin sosyokültürel düzeyini, kentleşme bilincini arttırabilmek için bir dizi çalışmanın parçasıdır kültür merkezleri. Cumhuriyet değerleridir. Aslında aydınlanmanın öncüsü olarak bu kültür merkezleri kullanılmıştı. Aydınlanmayla ilgili bir derdi var. İsim üzerinden de bunu yapıyor. Atatürk Kültür Merkezi, doğrudan doğruya Atatürk’ün devrimci duruşu ve sanata verdiği önemin bir yansımasıdır. Bununla da hesaplaşmaya çalışıyor.”AKİF BURAK ATLAR (Şehir Plancıları Odası İstanbul Şube Başkanı)“AKM, simgelediği modernite ve Cumhuriyet değerleriyle birlikte Taksim Meydanı’nın tamamlayıcı bir parçası. Sadece yapısı ve işleviyle değil, ismiyle de İstanbul’un hafızasında ve kimliğinde tartışılmaz bir konumda. Bu konumdaki bir kent simgesinin ismini değiştiremezsiniz. Toplumsal bir kabul olmadan bu tür bir değişikliğin karşılığı yoktur, tartışmaya bile gerek yok.”ŞENAL SARIHAN (Cumhuriyet Kadınları Derneği Kurucu Genel Başkanı)“Atatürk Kültür Merkezi aslında Atatürk’ün adını silme tavrının bir devamı olarak ortaya çıkıyor. Atatürk’ün isminin Türkiye’nin yapısal görüntülerinden de silinmeye çalışılması, Cumhuriyetle hesaplaşmanın bir sonucu olarak karşımıza çıkıyor. Cumhuriyetin bütün değerlerini ve bütün kazanımlarını ortadan kaldırmaya doğru tırmanan bir politika ile karşı karşıyayız. Ankara’da her türlü olumsuzluğa karşın Anıtkabir dolar ve taşar. Herkes buradadır. Bu gösteriyor ki bir ülkenin kaderini tayin etmiş, bir ülkeyi demokratik bir yapıya kavuşturmak için emperyalizme karşı mücadele etmiş ve oradan bir Cumhuriyet, bir ülke yaratmış olan Mustafa Kemal ve arkadaşları ve onun kazanımlarını unutturmak olanaksız. Bunu birtakım yerleri tırpanlayarak başaramazsınız, başaramayacaklar.”İLHAN GÜLEK (ADD Genel Yönetim Kurulu üyesi ve İstanbul sorumlusu):Atatürk’le Taksim özdeşleşmiştir. Çağdaş uygarlığı sanatla bütünleştiren Atatürk adına bir kültür merkezinin olması da İstanbul’un olmazlarındandır. İstanbul’a sembol olmuş bir merkezden, havaalanından, spor sahalarından Atatürk adının silinmesi bir projeninin devamından başka bir şey değil. Çağdaşlık, uygarlık ve sanat Türkiye’de Atatürk devrimleriyle başlamıştır. Bu yüzden Atatürk adı oraya en çok yakışacak ve değiştirilmeyecek addır. Bu adın değiştirilmek istenmesi karşıdevrim sürecinin durakları, adımlarıdır. Atatürk’ten uzaklaşırsanız laiklikten, çağdaş eğitimden ve dünyadan uzaklaşırsınız. YEKTA KARAOpera sanatçısı “Dünyanın bütün büyük başkentlerinde opera binalarında sadece opera ve bale sergilenir. Ankara’da da ilk yapıldığında böyleydi. Doğrusu budur, ben de böyle olmasını tercih ederim. İstanbul’daki Atatürk Kültür Merkezi bir opera binası değildi, burada opera ve balenin yanı sıra konserler de düzenlenirdi, zaman zaman tiyatro eserleri de başka etkinlikler de. Eğer gerçekten sadece opera ve bale için bir merkez hazırladılarsa itirazım olmaz. Ama o kadar büyük bir inşaat ki, otoparkı da içine aldılar, mimari detaylarını bilmiyorum ama sadece operaya ayrılacağını hiç sanmıyorum. Yine çeşitli kültürel etkinliklerin yapılacağı bir merkez olacaksa ismini niye değiştiriyorlar, bilmiyorum.”RENGİM GÖKMENCumhurbaşkanlığı Devlet Senfoni Orkestrası Şefi“Cumhurbaşkanının o sözü benim de dikkatimi çekti. Ama pek anlamadım. Bundan sonra oraya Atatürk Opera Binası dememiz mi isteniyor, bilmiyorum!”MESUT İTKUEmekli opera müdürü“İçinde sadece opera oynanacak bir bina olmasını gönlüm isterdi. Ama proje yine çok amaçlı olarak tasarlandı. O zaman isminin de Atatürk Kültür Merkezi olarak kalması gerekir. Opera Merkezi denilince içinde sadece opera oynanmalı. Burası öyle bir yer olmuyor ki?” Hazal Ocak / Kayahan AyhanKaş’ta AKP’liler ormanıtalan etmekten yargılanıyor
Kaş’ta AKP’liler ormanı talan etmekten yargılanıyor Kaş’ın Ova Mahallesi yakınlarında bulunan orman alanında tahribat neden olarak toprak ve kum hırsızlığı yaptıkları gerekçesiyle aralarında 4 AKP’linin bulunduğu 6 kişi hakkında dava açıldı. AKP’li büyükşehir meclis üyesi Tevfik Taner, Kaş Belediye Meclisi üyesi Nihat Uçar, mahalle temsilcisi Osman Deniz Karataç ve Mustafa Bahar, orman arazisinden çıkardıkları kumları kamyon başına 250-750 TL arası bedelle satmakla suçlanıyor. CHP Antalya İl Başkanı Nusret Bayar, “ ‘Ne götürebilirsek kârdır’ mantığıyla hareket edip her yeri talan ediyorlar” dedi. 6 kişinin temmuz ayından itibaren toplamda 3 bin ile 5 bin kamyon (60 bin ile 100 bin metreküp) kumu çeşitli yollarla kendi menfaatları için kullandıkları öne sürülüyor. CHP’li Bayar, “Ne doğa ne tabiat ne kamu yararı. Hiçbir şey umurlarında değil! Tek düşündükleri kendi menfaatları” diye tepki gösterdi. Bülent EcevitKumpasçılara‘tele kulak’mahkûmiyeti
Kumpasçılara ‘tele kulak’ mahkûmiyeti Yargıtay, FETÖ üyesi savcıların 2009 yılında dönemin CHP Grup Başkanvekili olan Kemal Kılıçdaroğlu ile gazeteci İlhan Taşcı’yı usulsüz dinleyip, tapelerini ise Ergenekon dosyalarına koymalarına ilişkin işlemin yasadışı olduğuna hükmetti. Taşcı’ya 10 bin TL tazminat ödenecek. Yargıtay, FETÖ üyesi savcıların 2009 yılında dönemin CHP Grup Başkan Vekili olan Kemal Kılıçdaroğlu ile o dönem gazetecilik yapan, şimdi ise RTÜK Üyesi İlhan Taşcı’yı usulsüz dinleyip, dinleme tapelerini ise Ergenekon kumpas dosyalarına koymalarına ilişkin yapılan işlemin yasa dışı olduğuna hükmetti. Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, Balyoz, Ergenekon gibi kumpas davalarının özel yetkili savcısı olan Mehmet Murat Yönder’in, Kılıçdaroğlu ve Taşçı’yı dinlemesinin hukuka uygun olmadığını ve dinlemenin keyfilikle yapıldığı belirterek maliye hazinesinin Taşçı’ya tazminat ödemesine hükmetti. Eski 5 savcının ise yaptıkları hukuka aykırı dinlemeler yönünden dosyanın ağır ceza mahkemesine gönderilmesine karar verildi. TAPELER ERGENEKON DOSYASINA GİRDİİlhan Taşcı 2009 yılında gazetecilik görevini sürdürürken, Kemal Kılıçdaroğlu ile bir telefon görüşmesi yaptı. Kılıçdaroğlu, dönemin İstanbul ve Ankara Büyükşehir Belediyesi’ndeki yolsuzluklara ilişkin Sayıştay raporlarını yazan Taşcı’ya telefonda, haberlerin çarpıcılığını anlatmak için “bombaları patlatıyorsunuz” ifadesini kullandı. Daha sonra bu telefon görüşmesinin Ergenekon soruşturma dosyasının ekleri arasında yer aldığı ortaya çıktı.YASA DIŞI DİNLEMEDE SAKINCA GÖRMEDİLERYaşanan bu durum üzerine Taşcı, 2009 yılında dönemin kumpas davalarına bakan savcıları Zekeriya Öz, Fikret Seçen, Ercan Şafak, Mehmet Ali Pekgüzel, Nihat Taşkın ve Mehmet Murat Yönder hakkında Ankara 23. Asliye Hukuk Mahkemesi’nde 20 bin TL’lik tazminat davası açtı. Haklarında tazminat davası açılan 6 savcı o dönem mahkemeye gönderdikleri ortak dilekçede, yaptıkları yasadışı dinlemeyi “…İlhan (Taşcı) ve Kemal (Kılıçdaroğlu) isimli şahıs arasında yapıldığı belirtilen 4 Şubat 2009 tarihli telefon görüşmesinde ‘bombaları patlatıyorsunuz’ şeklindeki şüpheli sözlerin bu nedenle iddianame ekindeki klasörde yer almasında bir sakınca görülmemiştir” sözleriyle savundular.12 YILLIK HUKUK MÜCADELESİYaşanan 12 yıllık hukuki süreç sonunda dosya Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’na gitti. Genel Kurul ise Zekeriya Öz, Fikret Seçen, Ercan Şafak, Mehmet Ali Pekgüzel, Nihat Taşkın’ın hukuka aykırı telefon dinlemeleri nedeniyle tazminat talebinin maliye hazinesine karşı açılması gerektiğini ve görevli mahkemenin ağır ceza mahkemesi olması gerektiğini belirtti. Kurul, eski 5 savcının usulsüz dinlemelerine ilişkin dosyanın ayrılarak görevli ağır ceza mahkemesine gönderilmesine karar verdi. Mehmet Murat Yönder’in ise Yargıtay üyeliği yaptığını hatırlayan Genel Kurul, Yöner’e fiil ve kararlarından dolayı açılan davanın ise Yargıtay 4. Hukuk Dairesi’nde görüleceğine karar verdi. ‘KEYFİ BİR DİNLEME’Bunun üzerine Yargıtay 4. Hukuk Dairesi ilk derece mahkemesi sıfatıyla Mehmet Murat Yönder’in dosyasını inceledi. Yönder’in usulsüz dinleme yaptığını belirten Daire, maliye hazinesinden Taşçı’ya 10 bin TL. tazminat ödemesine hükmetti. Kararın gerekçesinde ise Kılıçdaroğlu ve Taşçı’nın dinlenmesinin hukuka uygun olmadığı, kamuoyunun dikkatini çeken bir habere ilişkin olduğu ve keyfi bir dinleme olduğu kaydedildi. Ayrıca dava dışı kişilerin görüşme içeriklerine iddianamede yer verilmesinin, suçun kanıtlanmasıyla bir ilgisinin bulunmadığı vurgulanan kararda, “Bir mahkeme kararına dayanmadığından açıkça hukuka aykırı bir biçimde özel hayatın ve hayatın gizli alanının ihlali kapsamında, ilgililerin kişilik haklarına saldırı olarak değerlendirilmiştir” denildi.‘HAYSİYET CELLATLIĞININ TESCİLLENMESİ’İlhan Taşcı ise kararı gazetemize şu sözlerle değerlendirdi: “Bir dönemin karanlık dehlizlerindeki işbirliğinin, Türkiye’ye ve ülkenin saygın insanlarına, aydınlarına dönük haysiyet cellatlığının tescillenmesi anlamına geliyor. Hukuktan, adaletten uzak bir dönemin utanç vesikasıdır bu karar. Ne benim ne de Sayın Kılıçdaroğlu hakkında herhangi bir yasal dinleme kararı yokken yapılan bu hukuksuzluk, bu keyfilik 12 yıl süren hukuk mücadelesinin ardından somutlaşmış oldu. Anayasayla güvence altına alınan haberleşme özgürlüğümüzün ihlal edildiğini ispat etmek ancak, 12 yıl hukuk mücadelesi vermek; pek çok yasa değişikliğine karşı yeni duruş geliştirmek ve farklı mahkemelerde dert anlatmakla mümkün olabildi.” HUKUKSUZLUK TESCİLLENDİTaşcı’nın avukatı Mutluhan Karagözoğlu ise dairenin bu kararının yasadışı dinlemenin yanında, bu kişilerin savcılık görevini yaparken açıkça hukuka aykırı davrandıklarının tescil edilmesi anlamına geldiğini söyledi. Karagözoğlu, “Murat Yönder Yargıtay Üyesi olduğu için daire onun yönünden karar verdi. Yargıtay’ın bu kararı ışığında mahkemelerin diğer savcılar hakkında da hükme varmasını bekliyoruz” dedi. Seyhan Avşarİktidarın hamleleri kulislerde,‘HDP’ye alternatif bir parti’iddialarınıgündeme getirdi
İktidarın hamleleri kulislerde, ‘HDP’ye alternatif bir parti’ iddialarını gündeme getirdi İktidarın, HDP’ye yönelik hamlelerini gerek fezlekeler üzerinden gerekse Hazine yardımı ve “terör örgütü odağı olan partilerin kapatılması” üzerinden sıklaştırırken, “bölgede Kürt seçmenlerin oyunu alabilecek HDP’ye alternatif bir partinin kurulabileceği” de tartışılıyor. Cumhur İttifakı bileşenlerinden MHP’de, “HDP’nin kapatılması ve terör örgütleriyle arasına mesafe koyamayan siyasetçilerin ‘siyasetten ömür boyu men edilmesi’ yönünde kesin bir görüş hâkim. AKP’de de MHP’nin bu tutumuna sıcak bakılıyor. “Bölgedeki Kürt seçmenleri konsolide edebilecek, seçmenlere yönelik demokratik, terörle arasına mesafe koyabilen, gerektiğinde Cumhur İttifakı bileşenleriyle gerektiğinde de muhalefetle bir araya gelebilecek bir oluşumun olabileceği” değerlendiriliyor. Özellikle terörle mücadelede Cumhur İttifakı’na destek verebilecek ve “terörle arasına net bir çizgi çekecek” siyasi bir oluşumun siyaset açısından “kazançlı olabileceği” konuşuluyor. Bunun için de “HDP’nin tek seçenek olmadığının yurttaşlara iyi anlatılması gerektiğine” dikkat çekiliyor. “Bölgede Kürt seçmenlerin oyuna talip olabilecek yeni bir partinin de HDP’den ayrılıp yeni parti kuracağı söylenen eski Kars Belediye Başkanı Ayhan Bilgen ile eski HDP’li Altan Tan “öncülüğünde kurulabileceği” ifade ediliyor. “HDP içinde yer alan sol seküler kesimin Bilgen etrafındaki bir yapılanmada birleşebileceği” değerlendiriliyor. Bununla birlikte “muhafazakâr-milliyetçi Kürt seçmen kesiminde de bölgede bir hareketlenmenin yaşandığına” dikkat çekiliyor. Bu kesimin başını da eski HDP’li Altan Tan’ın çekebileceği konuşuluyor. Kulislerde, “HDP’ye alternatif kurulacak bir partinin ‘HDP ile yol yürüyebilecek DEVA ve Gelecek partilerini de saf dışı bırakabileceği, böylece AKP’nin bölgedeki oylarını konsolide edebileceği” de konuşuluyor. DEVA ve Gelecek partilerinin “bölgedeki AKP oylarını hedeflediğine” işaret edilirken, “yeni kurulacak bir partiyle bu durumun ortadan kalkabileceği” değerlendiriliyor. MESELE İŞİN HİLESİZ YAPILMASIDIRKonuyla ilgili Cumhuriyet’e açıklamalarda bulunan eski HDP’li Altan Tan ise şu an için kendisinin yeni bir parti kurma gibi bir girişiminin olmadığını belirtti. Ancak “ilerki günlerde konjenktürün değişebileceğini” de ifade eden Tan, “Benim şu an için bir parti kurma gibi girişimim yok. Çünkü değirmenimde su yok. Hayatım boyunca, siyasette de hileli, hurdalı işlere bulaşmadım çünkü ben. Yeni bir parti kurmak için bazı şartların olması gerekiyor. Hiç kimse bugün yeni kurulan DEVA, Gelecek, Mustafa Sarıgül ve Muharrem İnce’nin kurduğu partilerin kaynaklarını sormuyor? Bu kaynaklar nereden geliyor? Ancak Türkiye’de demokratik, liberal, Kürtlerin hak ve hukukunu gözetecek, tarihi geçmişine ve kültürüne dayalı, tutarlı bir parti kurulursa, bölgede yeni parti tutar. Burada asıl soru şu: Hileli mi olacak hilesiz mi? HDP’yi çatlatma üzerinden bir hamle olursa, bunu bölgede benimseyecek bir Kürt yok. Mesele bu işin hilesiz yapılmasıdır” görüşünü dile getirdi. Selda Güneysu‘Mavi Vatan’kavramının müellifi emekli Tümamiral Cem Gürdeniz’le son gelişmeleri konuştuk: Yunanistan dolaylısömürge
‘Mavi Vatan’ kavramının müellifi emekli Tümamiral Cem Gürdeniz’le son gelişmeleri konuştuk: Yunanistan dolaylı sömürge Yunanistan ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimi (GKRY), son dönemde ABD’yle alışılmışın ötesinde, dikkat çeken bir yakınlaşma içinde. Türkiye’nin bölgesindeki yalnızlığından da yararlanan Yunanistan; Ege Denizi’nde, Doğu Akdeniz’de hamle üstüne hamle yapıyor. ABD ve Avrupa Birliği’nin desteğini de alarak İsrail’le, Mısır’la, Suudi Arabistan’la ve onun öncülük ettiği Körfez ülkeleriyle yakınlaşıyor. Yunanistan’ın Türkiye’ye yönelik tacizleri de son günlerde sıklaştı. Biz de konuyu dış politika, strateji, jeopolitik, denizcilik konularındaki en yetkin isimlerden olan, “Mavi Vatan” kavramının müellifi, emekli Tümamiral Cem Gürdeniz’e sorduk. Yunanistan ve ABD arasında son yıllarda yaşanan yakınlaşma, bölgesel ve küresel jeopolitiği nasıl etkiler? Yunanistan ve ABD, 1990’da imzalanan Karşılıklı Savunma İşbirliği Anlaşması’nı üç yıl içinde ikinci kez güncelliyor. 5 Ekim 2019’da, ABD Dışişleri Bakanı Pompeo ve Yunanistan Dışişleri Bakanı Dendias’ın imzaladığı protokol ile güncellenen anlaşma, Yunanistan’ı dolaylı olarak ABD’nin bir nevi sömürgesi yapıyor. Ülkedeki askeri tesislerin sınırsız kullanılmasına olanak veriyor. Girit’teki Suda Üssü’nün genişletilmesini; Stefanovicio, Larissa ve Dedeağaç üslerinin altyapısının ABD’nin sınırsız kullanımına açılmasını; Dedeağaç’a deniz üssü kurulmasını karara bağlıyor. Son güncelleme talebi ile ABD, anlaşmanın her yıl değil, 5 yılda bir uzatılmasını istiyor. 20’den fazla yeni bölgede konuşlanma talep ediyor. /Archive/2021/2/27/220253685-gemisayfa5.jpgDeniz Kuvvetleri Komutanlığı’na bağlı “TCG Turgutreis” ve “TCG Oruçreis” fırkateynleri ile ABD Deniz Kuvvetleri’ne bağlı “USS Porter” ve “USS Donald Cook” muhripleri arasında Karadeniz’de ikili deniz eğitimleri yapılmış, Hava Kuvvetleri Komutanlığı’na bağlı F-16’lar ile ABD deniz karakol uçağı da buna katılmıştı. Bu stratejik hamlenin hedefleri neler? İki hedefi var. İlki, Türkiye kozu kullanılarak ABD askeri varlığının Yunanistan’da tarihte örneği görülmemiş şekilde yerleşmesini sağlamak. İkincisi, kenar kuşakta Türkiye eğer kaybedilirse, Rusya’nın ve Kuşak Yol Projesi sayesinde bölgede etkisi daha da artan Çin’in, Balkanlar ve Akdeniz’den kuşatılmasında Yunanistan’ı merkez yapmak. Yunanistan’da güçlü sol gelenek olmasına karşın ABD’nin taleplerinin yerine getirilmesi şaşırtıcı değil mi? Geleneksel toplumsal yapısı, siyasal iklimi ABD karşıtı olan Yunan kamuoyuna rağmen ABD’nin Yunanistan’da bu kadar geniş çaplı askeri yığınaklanma ve üslenme imkânı bulması çekici. ABD, Soğuk Savaş döneminde bile yakalayamadığı fırsatı kullanıyor. Fakat küresel dengeler değişiyor. Hegemonya el değiştiriyor. ABD’nin tek kutuplu dünya düzeni ortadan kalktı. Çok kutuplu dünya düzenine geçildi. Bu yeni düzende asıl mücadele alanı Batı Pasifik, tali alan ise Arktik bölge. ABD için birincil tehdit Çin ve Rusya. ABD deniz gücünün kabaca yüzde 60’ı zaten Pasifik harekât alanında. Akdeniz; Pasifik ve Arktik Okyanusu’na nazaran ikinci planda. Ancak Akdeniz havzasında 3 jeopolitik çekim alanı olduğundan, ABD bölgeden kopamıyor. Birincisi kenar kuşak jeopolitiği; ikincisi enerji jeopolitiği; üçüncüsü İsrail’in güvenliği. Gücü azalan ABD, bu hedeflerine ulaşabilir mi? ABD’nin dünyadaki tüm kriz alanlarına kendi çıkarları çerçevesinde müdahale edecek konvansiyonel kapasitesi çok geriledi. Rusya askeri alanda büyürken, nükleer anlamda ABD için en ciddi tehdit. Çin’in Rusya ile yaptığı ittifak sonucu Avrasya’nın kuzey ve doğu sahilleri Rus ve Çin kontrolüne geçti. Bu da Pasifik’te çok büyük jeopolitik kırılma yarattı. ABD, bu yükselen güç alanını tek başına karşılayamıyor. Küresel hegemonya için olmazsa olmaz şart, okyanus ve denizlerin kontrolüdür. ABD, toplam 293 gemiyle bu gereksinimin üstesinden gelemiyor. Karşısındaki gücün yetenekleri çok arttı. ABD, Akdeniz ve Atlantik’te gemileri azalınca güç kaybını neyle dengeler? Üsler yoluyla; yığınaklar sayesinde; vekil durumundaki Yunanistan, GKRY gibi devletlerle ve oydaşma sağlayabilirse 30 üyeli NATO ile dengeleyecek. Burada gerek Rusya ve Çin’in etki alanlarının güneyden çevrelenmesi, gerekse önemli bir kriz anında kendi çıkarlarına göre müdahale edebilmesi için altyapının, üslenme ve yığınaklanma ile önceden hazır olması gerekir. O yüzden Yunanistan’a Dedeağaç ve Girit başta olmak üzere büyük yatırım yapıyor. Suriye’de yeni üs kuruyor. ABD’nin organik uzvu NATO, Irak’taki varlığını 500 askerden 4 bin askere çıkarıyor. İtalya’da, Sigonella’da stratejik nitelikte Global Hawk İnsansız Hava Aracı Üssü kuruyor. Böylece Rusya’nın ithalat ve ihracatının yüzde 65’inin; Çin’in Kuşak Yol Girişimi’nin önemli kısmının geçtiği deniz ulaşım hatlarının kontrol yeteneğini geliştiriyor. Özellikle Dedeağaç sayesinde Karadeniz-Süveyş; Karadeniz-Cebelitarık akslarını; Girit sayesinde ise Süveyş- Karadeniz; Süveyş-Cebelitarık akslarını kontrol edebilecek konuşlanma sağlıyor. ABD, bu adımlarıyla aynı zamanda Türkiye karşısında açıktan Yunanistan’dan yana taraf olmuyor mu? Evet, oluyor. Gelecekte olası bir Türk-Yunan çatışması çıktığı takdirde, Yunanistan lehine dengeleri değiştirecek bir konuşlanma sağlıyor. Aynı zamanda bu stratejik üslenme ve yığınaklanma, Balkanlar üzerinden icra edilecek kara harekâtı için de çok önemli. Gelecekte geniş Karadeniz havzasına Balkanlar üzerinden bir harekât olursa, Türkiye gerek Boğazların gerek Trakya’nın kullanılmasına izin vermeyebilir. Dolayısıyla ABD; yayılmasını Dedeağaç, Bulgaristan, Romanya üzerinden yapacaktır. Bir kısım yığınak da şüphesiz Tuna üzerinden sağlanacaktır.DÜŞMANLIK KULLANILDIYunan kamuoyunda ABD sempatisi nasıl gelişti? Doğu Akdeniz ve Yunanistan kaynaklı Ege sorunları öne çıkarıldı. Türkiye düşmanlığı kullanıldı, kışkırtıldı. Bu sayede ülkedeki geleneksel ABD karşıtlığı törpülendi. Yunan kamuoyunda ABD’ye sempati arttı. Bu sayede ABD’nin istediği yasalar geçti. ABD, NATO’daki en ABD karşıtı ülke olan Yunanistan’da, ABD karşıtlığını öldürdü. ABD’li neocon yazar Michael Rubin, 24 Ocak 2021’de Yunan Ekathimerini gazetesinde çıkan makalesinde (US and Turkey on course for Diplomatic, Economic Collision), Girit’teki yığınaklanmayı ABD’nin Almanya’daki (Ramstein) en büyük denizaşırı hava üssü ile Japonya’daki (Okinawa) deniz üssüne benzetti. ‘CİDDİ SONUÇLARI OLUR’ABD’nin bu kuşatması Rusya’yı nasıl etkiler? Bu kuşatma sadece Türkiye için değil, aynı zamanda Rusya için de ciddi sonuçları olan bir sürecin habercisi. Rusya ve Türkiye’nin jeopolitik kuşatılmışlığı aynı düzeyde. Türkiye, güneyden ve batıdan kuşatma altında. Doğuda İran ve Rusya’nın olması, Türkiye için önleyici faktörler. Bugün Batı ve Batı’yla birlikte hareket eden Arap âlemi, Türkiye’yi çevrelemeye çalışıyor. Rusya da aynı tehditle karşı karşıya. Baltık’tan çevrelendi. Polonya, Bulgaristan, Yunanistan, Romanya, Ukrayna ve Gürcistan üzerinden çevreleniyor her geçen gün. ABD, bu ülkeleri yeni dönemde yoğun şekilde kullanacağını açıkça söylüyor. Türkiye’yi de bu süreçte Karadeniz’den zorluyor. Montrö rejiminin sahibi olmamıza rağmen Rusya’ya karşı hamlelerde bulunmamızı teşvik ediyor. İçimizdeki Atlantikçiler de bu tuzaklara çanak tutuyor. Örneğin, böyle bir jeopolitik fırtına döneminde, Karadeniz’de 9 Şubat 2021 günü Türk savaş gemileri ve uçaklarının ABD savaş gemileri ve uçakları ile tatbikat yapması, daha önceden B1 stratejik bombardıman uçaklarına destek verilmesi, açıklanması zor hareketler. Koşullar, 100 yıl öncesini anımsatmıyor mu? Kesinlikle. Türkiye’yi 15 Temmuz 2016 gecesi ateş gücüyle terbiye etmeye çalışan bir güce karşı, ona denge olacak bir gücün aleyhine hamle yapıyoruz. Bugün 100 yıl önceki şartlar oluşmuştur. Azerbaycan’da bu yapıldı. Başarılı oldu. Çin ile Orta Kuşak yapılarak bir manevra alanı açıldı. Lehimize oldu. Şimdi Türkiye; Kırım ve Uygur sorunlarını bahane ederek emperyalizmin Türk - Rus ve Türk - Çin dostluğunu baltalamasına müsaade etmemeli. Yunanistan üzerinden kışkırtılan Türkiye, ancak büyük güçler mücadelesi içindeki değerli kartlarını oynayarak bu zorlu süreçten başarıyla çıkar. Barış Doster‘Eski ayarlara’dönmeçabası
‘Eski ayarlara’ dönme çabası ABD, Biden dönemiyle birlikte “Ortadoğu denklemindeki yerini bildik rayına” sokma arayışında. Bunu askeri gücünü göstermenin yanı sıra Körfez’deki İran karşıtı Sünni monarşilerin kendi kontrolünü aşacak güç odakları haline gelmesine izin vermeyecek bir tutumla yapma peşinde. ABD Başkanı Biden yönetiminin çoktandır bilinen Kaşıkçı suikastı raporunu sahiplenmesi de bunun göstergesi. Raporda vahşeti ortaya döken, Prens Selman’ı işaret eden ifadeler zaten çoktandır Türkiye dahil uluslararası çapta yüksek sesle dile getiriliyor.ABD’nin, kendi istihbaratının Veliaht Prens Selman’ı suçladığı raporu, Riyad’a adeta ayar vermek için kullandığı ortada. Gerçi 76 kişilik yasaklı listesinde Veliaht’ın adı yok ama Washington’ın Sünni krallığın fiili lideri olarak görülen Prens’in isminin üstünü “şimdilik” çizdiği açık. Bunda Riyad liderliğindeki koalisyonun İran destekli Husilere karşı yürüttüğü Yemen savaşının dipsiz kuyuya dönmesi de İran’la nükleer pazarlık hesaplarında Suudi cephenin taş koyma çabası da etkili olsa gerek. Biden yönetimi ne yardan ne serden misali... Riyad’la ilişkileri öyle fırlatıp atacak bir tutumda değil. Bir nevi, Trump döneminde gerilen Transatlantik ilişkilerinde hasarı indirgemek arayışıyla geçen hafta Münih Konferansı’nda Biden’ın “Amerika döndü” mesajının altını doldurma hamlesinde.Bu mesajla “insan hakları, demokrasi konusunda Trump sonrası değer ayarlarıma döndüm” de var... Tahran’a “bak Sünni Körfez’in ipi ben de” demek de... İsrail’e dolaylı Körfez’de kendi güç odağındaki dengeleri hatırlatmak da... Irak, Suriye sınır hattı üzerinde önceki gün düzenlediği İran yanlısı milislere yönelik hava saldırısıyla bölgede askeri kapasitesinin olduğu gözdağı da.. Washington ile Vahabi Krallık arasında 1945’lerde başlayan petrol aşkıyla bezenen ilişkilerde artık enerji konusu eskisi gibi hayati önemde değil. ABD’nin farklı kaynaklara yönelmesiyle birlikte Suudilere bağımlılık azalmış durumda. Bu nedenle de son yıllarda Riyad, “Arap Baharı” dalgasından da kaçınmak adına kimi reformlara yönelirken, kendi savunma ve bölgesel işbirliği yelpazesini genişletme çabasında. ABD’nin de milyarlarca dolarlık dev silah satışlarının önemli müşterisi. Trump’ın son günde onay verdiği silah anlaşmasının akıbeti ise Biden yönetiminde. Yemen’de koalisyona destek vermeyeceğini duyuran ABD, bu anlaşmayı gözden geçireceğini belirtmişti. BÖLGESEL İTTİFAKLAR...Biden’ın ülkenin fiili lideri olarak görülen Veliaht Prens Selman’a sınırı çekmesi ise Suudi sarayındaki iktidar savaşının fitilini yakmış olsa gerek. 85 yaşındaki Kral Selman’dan sonra taht oyunları bir kez daha kızışacak. Ülke içinde zengin prens akrabaları da dahil yolsuzluk operasyonlarıyla birlikte muhaliflere karşı şiddetli baskılarına işaretle, Prens Selman karşıtı cephede kazan fokurduyor olmalı... Ama kimi yorumda da bazı reform açılımları, BAE, Mısır’ın, İsrail’le normalleşmesinde oynadığı rolün de etkisiyle Riyad’da Prens Selman’dan daha güçlü bir ismin olmadığına değiniliyor. BAE’nin de son dönemde bölgede elde ettiği nüfuzu kaptırmamak adına Riyad’la arka planda inişli çıkışlı da olsa yürüyen işbirliğini, vitrinde çatlaksız imajda yürütmek istemesi olası.ABD’nin bu kadar kriz gündemi arasında Riyad’da siyasi dengeleri altüst edecek çok sert bir değişime sıcak bakacağı tartışmalı. Net olan “Yaşasın Kral”cılık, çıkarlar önceliğinde dolu dizgin ilerliyor.... Mine EsenMısır ve soyada süresi dolan kararların yerine hız kesmeden yeni onaylarçıktı
Mısır ve soyada süresi dolan kararların yerine hız kesmeden yeni onaylar çıktı Tarım Bakanlığı gıda sanayicisinin salgın nedeniyle artan maliyetlerini düşürebilmek için talep ettiği GDO’lu bir mısır ve dört soya çeşidine olur verdi. Hükümet gıda sanayicisinin salgın nedeniyle artan maliyetlerini düşürmek için çareyi genetiği değiştirilmiş (GDO) ürünlere hız kesmeden onay vermekte buldu. 10 yıl önce GDO’lu beş mısır çeşidinin yemlerde kullanılabilmesine verilen izin süresinin dolmasının hemen ardından vakit geçirilmeden, bir mısır ile dört soya çeşidine 10 yıl süreyle kapılar açıldı.GDO’lu ürünlere ilişkin izin ilk kez 2011 yılında Türkiye Yem Sanayicileri Birliği Derneği İktisadi İşletmesi, Beyaz Et Sanayicileri ve Damızlıkçıları Birliği Derneği İktisadi İşletmesi (BESD-BİR) ve Yumurta Üreticileri Merkez Birliği’nin (YUM-BİR) başvurusu üzerine beş mısır çeşidine yönelik çıkarılmıştı. Bu kararların 10 yıllık süreleri doldu ve yürürlükten kaldırıldı. Ancak hükümet GDO’lu ürünlerden vazgeçmek yerine hızla yeni kararlar aldı. Tarım Bakanlığı’nın açıkladığı “biyogüvenlik” kararlarına göre Biyogüvenlik Kurulu toplam bir GDO’lu mısır çeşiti ile dört GDO’lu soya ürününün yemlerde kullanılabilmesine onay verdi. BESD-BİR’den gelen talep üzerine alınan bu yeni kararlar da 10 yıl süresince geçerli olacak. Bu süre içerisinde genetiği değiştirilmiş mısır ile soya çeşitleri ithal edilecek. İthal edilen bu ürünler sadece hayvan yemlerinde, yem ya da yem hammaddesi olarak kullanılacak.GDO LOBİSİ DEVREDEKararlar, 2010 yılında kabul edilen Biyogüvenlik Yasası ile yönetmeliklere dayandırıldı. Ziraat Mühendisleri Odası Başkanı Baki Remzi Suiçmez, 23 Ocak’ta da benzer bir durumun yaşandığına işaret ederek şunları söyledi:“Mısır ve soyada dışa bağımlıyız. GDO lobisi devrede. İzin verilmeyebilirdi. 2010 yılında çıkan Biyogüvenlik Yasası ile kurulan Biyogüvenlik Kurulu vardı. 2018 yılında kurul, bakanlığa bağlandı. Bakanlıkta hangi bürokrat, uzman bu kararı veriyor belirsiz. Belli derneklerin başvurusu üzerine hız kesmeden yeni onaylar çıkıyor. Bu çözüm değil. Çözüm doğal beslenmede.”GDO’lu ürünlerin ağırlıklı olarak tavuk yeminde kullanıldığını hatırlatan Suiçmez, “Doğal beslenme için yem alanlarımızın artırılması gerekiyor. Mısırda yüzde 70, soyada yüzde 5 kendimize yetebiliyoruz. Yani mısırda yüzde 30, soyada yüzde 95 dışa bağımlıyız. Hayvanların beslendiği yaylaların imara açılması da önemli bir tezattır. Yaylalara ihtiyacımız var. Ancak yaylaları ortadan kaldıran kararlar alınıyor” diye konuştu. Mustafa ÇakırAlışverişalışkanlıkları, salgınla geri dönülemeyecekşekilde değişecek
Alışveriş alışkanlıkları, salgınla geri dönülemeyecek şekilde değişecek Aşılama ve artış hızını azaltan küresel Covid-19 salgını umut verse de bu yıl perakende sektörünü zor günler bekliyor. Araştırmalara göre genel perakendede satışların düştüğü, elektronik ticaretin ise yükselişe geçtiği bu dönemde şirketlerin yenilenmesi de kaçınılmaz. “Alışveriş alışkanlıkları geri dönülemeyecek şekilde değişecek” diyen REM People Üst Yöneticisi Bülent Peker, bu kapsamda yeni trendlerle ilgili şu vurguları yaptı:Yenilik: Yeni normalde müşteriler mağazaya daha fazla döndüklerinde hem ürünlerle hem de insanlarla teması en aza indirmeye çalışacak. Bu dönemde raflarında yenilik yapan ve riski azaltan mağazalar kazançlı çıkacak.Rafta çok ürün: Markalar mağazalarda en çok satış yapan ürünler yerine daha fazla ürünle tüm yelpazesini göstermeye çalışacak.Mobil mağaza: Bazı perakende markaları, salgın döneminde ürünlerini tam olmak istediği yere götürmek için yenilikçi çözümler buluyor. Bu yıl “pop-up” mağazalar ve hatta ürün kamyonlarıyla açık alanda ürün deneyimi yaşatmaları bekleniyor.Özel günler: Geçen yıl sektörü yılbaşı, “Kara Cuma”, “Sevgililer Günü” ve farklı özel günler sürükledi ve satışları artırdı. 2021 daha çok özel gün ve kampanyanın görüleceği yıl olabilir.Mağaza deneyimi: Fiziksel perakendenin büyük yara aldığı 2020 yılından sonra yeni yıl aşı umuduyla başladı. Daha iyimser olmak için daha fazla sebebin olduğu 2021’de tüketicileri mağazaya deneyimleme çekecek. Mağazaya geri dönme konusunda isteksiz olan müşteriler online ticaretle satın alıp mağazada deneyerek teslim alacak.Randevu: Mağazalarda tüketicileri daha rahat hissettirecek çalışmalar bekleniyor. Randevu ve rezervasyonla mağazaya gelen müşteriler kendilerini daha fazla güvende hissediyor. Satış personeliyle görüntülü görüşme de müşterilerin daha çok karşılaşacağı bir yol olacak.CEO TANIMI YENİLENİYORKPMG’nin periyodik Küresel CEO Araştırması’nın “Covid-19 Özel Versiyonu”na göre Covid-19 iş dünyasını yöneten üst yöneticilerin (CEO) “liderlik” anlayışını yeniden yapılandırıyor.Bu tür yöneticiler artık kâr etmeye değil, şirketlerinin amacına odaklanırken, görevlerini sadece şirket yönetmekle sınırlı görmüyor. Kendini toplumsal değişimin liderliği konusunda sorumlu hissediyor. Salgından kurtulmanın “normal”e dönüş anlamına gelmediğini kaydeden KPMG Türkiye Başkanı Murat Alsan da şu vurguyu yaptı: “Yeni bir gelecek tanımlama fırsatı var ve üç eylem alanı kritik olacak; sürdürülebilirlik, dijitalleşme ve güvenilirlik.” 260 MİLYAR TLBKM verilerine göre geçen yıl internetten kartlı ödemeler yüzde 37 artarak 260 milyar liraya ulaştı. Toplam kartlı ödemelerdeki payı da yüzde 22 oldu. cumhuriyet.com.tr2020 yılının sonüçayında ekonomideki gelişme hızının yüzde 6-7 olmasıbekleniyor
2020 yılının son üç ayında ekonomideki gelişme hızının yüzde 6-7 olması bekleniyor Türkiye’yi mart ayında yoğun bir ekonomi gündemi bekliyor. Gözler bir yandan 2020 yılının son 3 ayı ve yılın tümü için açıklanacak gayrisafi yurtiçi hasıla (GSYH) verilerine çevrilirken, bir yandan da 2 hafta içinde duyurulacak ekonomi paketine odaklanacak. Bu kapsamda AA Finans Büyüme Beklenti Anketi’ne katılan ekonomistler, GSYH’nin dördüncü çeyrekte 2019’un aynı dönemine göre yüzde 7 büyümesini bekliyor. Yılın tümü için beklenti yüzde 2. Bahçeşehir Üniversitesi Ekonomik ve Toplumsal Araştırmalar Merkezi’nin (BETAM) “Pandemi Etkisine Rağmen Yüksek Büyüme” başlıklı çalışmasındaki dördüncü çeyrek büyüme tahmini ise yüzde 6.7. Çalışmada şu vurgu dikkat çekiyor:YASAK DIŞI KALDI“Aralık ayının başında yeniden başlayan koronavirüs tedbirlerinin ekonomik aktiviteye önemli bir olumsuz etkisinin olmadığı anlaşılmaktadır. Bu durumda, ekonomik faaliyetlerin yasak kapsamları dışında tutulmasının belirleyici olduğunu düşünüyoruz.” Çalışmadaki bir diğer önemli vurgu da tüketim harcamalarının artması.Buna göre 2019’un aynı çeyreğine kıyasla 2020’nin dördüncü çeğreğinde tüm tüketim göstergeleri arttı. Bu açıdan ÖTV yüzde 39.4 ile son derece yüksek bir büyüme oranı kaydederken, tüketici ve konut kredilerindeki artış oranı sırasıyla yüzde 26.9 ve yüzde 26 oldu. İthal tüketim mallarında ise yüzde 21.1 genişleme oldu. Türkiye üçüncü çeyrekte de temel tüketim ağırlıklı yüzde 6.7 büyümüştü. cumhuriyet.com.trDoğaya zarar vermeden tüketmek mümkün:Çöpünütanı
Doğaya zarar vermeden tüketmek mümkün: Çöpünü tanı Dünya iklim krizinin etkilerini yakından hissediyor. Evimizde kendi atık yönetim sistemimizi kurarak doğaya verdiğimiz zararı azaltabiliriz. Buğday Derneği eğitmeni Nil Ormanlı Balpınar ile sıfır atık kavramını ve atık yönetimini konuştuk. Balpınar, “Çöp kutumuzu tanımalıyız. Ne kadar çok tüketirsek o kadar çok atığımız çıkar. Gereksiz tüketmeyi bırakmalıyız” diyor. Atık nedir?Atık ile çöp, günlük dilde birbirine karıştırılıyor aslında. Aradaki farkı şöyle açıklayabiliriz: Atık, bir hammaddedir. Geri dönüştürülebilen, enerji olarak geri kazanılabilen, kompost yapılabilen, özellikle de ekonomik değeri olan şeylere atık denir. Geri kalanı ise çöptür. Türkiye’de atık sorunu nasıl çözülüyor?“Sıfır Atık” yönetmeliğinin geçmesiyle birlikte her ilçe belediyesi kendi atık yönetim sistemini oluşturmak zorunda. Bunun dışında ilçe belediyeleri evsel atıkların toplanması ve aktarma istasyonlarına taşınmasından da sorumlu. Büyükşehir belediyeleri ise atıkların bertarafı ve yine hammadde olarak geri kazanımıyla yükümlü.Örneğin, İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin bir iştiraki olarak kurulan İSTAÇ’ta, İstanbul’un çöp ve atıkları toplanıyor, bertaraf ediliyor, organik atıklardan kompost yapılıyor, diğer bazı atıklardan yakıt ve çöp gazından elektrik üretiliyor. Geri kazanım ve kompostlaştırmaya girmeyen atıklar, çöp suyunun doğaya karışarak yeraltı sularına zarar vermemesi adına öncelikle sıkıştırılıp üstü toprakla örtülüyor, ardından çürümeyle elde edilen metan içerikli gaz, borular aracılığıyla emiliyor ve enerjiye dönüştürülüyor.Geri kazanım ve kompost metotları ise daha farklı işliyor. Ön ayrıştırmadan geçen atıklar 80 milimetrelik eleklerden geçiriliyor. Elek üstünde kalan malzemeler geri dönüşüm sistemine giriyor. Ambalaj atıkları, pet ve plastikler, metaller türevlerine göre ayrı ayrı toplanıyor; pet ve plastikler granül tesisinde kırılma işlemine uğratılıp hammadde haline getiriliyor. Naylonlar ve poşetler ise presleme alanında preslenip lisanslı kuruluşlara veriliyor.Sıfır atık nedir?Tanımsal olarak şu şekilde geçiyor: “İsrafın önlenmesini, kaynakların daha verimli kullanılmasını, atık oluşum sebeplerinin gözden geçirilerek atık oluşumunun engellenmesi veya minimize edilmesi, atığın oluşması durumunda ise kaynağında ayrı toplanması ve geri kazanımının sağlanmasını kapsayan atık yönetim felsefesi olarak tanımlanan bir hedeftir”. Tanımdaki sıfır kelimesi gereği, ulaşılmaz bir hedef gibi görünse de aslında beklenti tabii ki sıfır değil, önemli olan elimizden gelenin en iyisini yapmak.Bireyler ne yapabilir?Öncelikle, evde kendi atık yönetim sistemimizi kurmalı, çöp kutumuzu tanımalıyız. Örneğin, iki hafta boyunca evdeki çöp kutunuzu karıştırın ve tek tek not alın. Ardından bunları geri dönüştürülebilir, geri dönüştürülemez ve organik atık olarak üç başlık toplayın. Geri dönüştürülebilenler için ilçe belediyenizi arayarak sisteme dahil olmalarını sağlayın, geri dönüştürülemeyen atıkların alternatiflerini araştırın, organik atıklarınız için ise kompost yapın. Ayrıca atık yağları, bitmiş pilleri, bozulan elektronik aletleri, tarihi geçmiş ilaçları da çöpe atmamalı, belediyemize danışarak ayrı biriktirmeliyiz.Devlet ne yapabilir?Öncelikle atık ayrıştırma konusunu çözmemiz gerekiyor. Yurtdışından atık satın alıyor, onu geri dönüştürüp hammadde haline getiriyor ve yurtdışına satıyoruz. Plastik ihracatında Avrupa’da ikinci, dünyada 6. sıradayız. 2 bin 700 - 2 bin 800 tane geri dönüşüm tesisimiz var, fakat kendi atıklarımızın geri dönüşümü için kullanılmıyor. Kendi atıklarımızın geri dönüşüm oranı yüzde 13.İyi şeyler de oluyor. “Sıfır Atık” yönetmeliğinin çıkmasıyla biraz da olsa yol kat ettiğimizi söyleyebiliriz. Şu anda 49 bin kurum ve kuruluş binasında sıfır atık sistemi kurulmuş durumda, 2022 sonunda tüm belediyelerin sıfır atık sistemine geçmesi bekleniyor. Ayrıca 2020’nin sonunda, Çevre Ajansı ve diğer değişikliklerle ilgili kanun teklifi Meclis’ten geçti. Yani, artık bir Çevre Ajansımız olacak. Ajans, denetime Ocak 2022’de başlayacak, depozito-iade sistemi ile yıllık bir milyon tondan fazla ilave atık önlenecek.‘BİR YERDEN BAŞLAMALIYIZ’"Sıfır Atık” sistemi tam olarak uygulandığında dünyaya ve Türkiye’ye nasıl bir etkisi olabilir?İklim krizi artık kapımızda. “Sıfır Atık” sistemi dışında, karbon emisyonlarını azaltmak için elimizden gelenin fazlasını bir an önce yapmalıyız. Gerçekten bangır bangır bağırmamız, elimizi taşın altına koymamız gerekirken bu suskunluk insanlık için iyi olmayacak. Çok geç olmadan, hepimizin bir yerden başlaması gerekiyor. Hazal OcakÇevreci Komşu Kart geleceğişekillendiriyor
Çevreci Komşu Kart geleceği şekillendiriyor Muratpaşa’da geri dönüştürülebilir atıklarını ekiplere teslim eden yurttaşlar, harcayabilecekleri ya da burs olarak verebilecekleri puanlar kazanıyor. Antalya Muratpaşa Belediye Başkanı Ümit Uysal, ilçede cam, kâğıt gibi nitelikli atıkları ödül sistemi içinde topladıkları “Çevreci Komşu Kart” projesinin Türkiye’ye yayılması halinde, ülke ekonomisi için en az 5 milyar dolarlık bir kaynak yaratılacağını söyledi. Muratpaşa, 510 bini aşkın nüfusu, sahip olduğu iş ve alışveriş merkezleri, kafe ve restoranları, kamu kurum ve kuruluşları, hastaneleri, 5 yıldızlı otelleri, kent parkları, tarihi ve turistik noktalarıyla Antalya’nın kalbi, kent yaşamının merkezi. Bir yılda yaklaşık 180 bin ton atığın çıktığı bu mega ilçe, belediye başkanı Ümit Uysal’ın başlattığı projelerle, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nca yürütülen “Sıfır Atık” programı kapsamında Antalya’nın ilk “Sıfır Atık” belgeli ilçesi oldu. Muratpaşa’yı adım adım sıfır atık ilçesi olmaya doğru götüren süreç, Nisan 2016’da başladı. Başkan Uysal’ın tüm ayrıntılarıyla üzerinde çalıştığı “Çevreci Komşu Kart” projesi, pilot olarak seçilen iki mahallede başladı. “Atma-Biriktir-Kazanalım” sloganıyla hayata geçirilen Türkiye’nin ilk ödüllü geri dönüşüm projesinde cam, kâğıt, plastik, metal gibi nitelikli evsel atıkları atmayıp biriktiren ve belirlenen gün ve saatte sokağından geçen “Çevreci Komşu Kart” ekiplerine teslim eden Muratpaşa sakinleri, anlaşmalı marketlerde, fırınlarda, sinema salonlarında harcayabilecekleri, isterlerse eğitim bursu olarak bağışlayabilecekleri puanlar kazandı. Proje, başarısının ardından kısa sürede tüm ilçede uygulamaya alındı. YURTTAŞA 5 MİLYON LİRAProjeyle Nisan 2016’dan Aralık 2020’ye kadar geçen sürede 15 milyon 543 bin 241 kilogram nitelikli atık evlerden toplandı. Toplanan bu atıklar karşılığında 4 milyon 959 bin 425 milyon lira karşılığı puan kartlara yüklendi. “Çevreci Komşu Kart”la, Muratpaşa Belediyesi ev ekonomileri için bugüne kadar hiç var olmayan bir kaynak yaratırken kesilmekten kurtardığı ağaçlarla doğayı korudu, nitelikli atıkların kayıpsız geri dönüşümünü sağlayarak ekonomik değer yarattı. “Çevreci Komşu Kart”, 125 bin 396 ağacı kesilmekten kurtardı, 87 milyon 725 bin 336 kilovat elektrik, 39 kilogram demir ve 145 bin 361 litre benzin tasarrufu sağladı. TÜM TÜRKİYE’DEMuratpaşa Belediyesi, yeni yılda para kart özelliği kazanan yeni “Çevreci Komşu Kart”ı devreye aldı. Artık üye işyeri sınırı olmadan Türkiye’nin her noktasında kredi kartı POS cihazı olan tüm işyerlerinde kullanılabiliyor. Yeni kartlar online alışverişte ve diğer tüm ödemelerde geçerli. Ayrıca kazanılan puanlar tüm bankamatiklerden nakit para olarak da çekilebiliyor. Belediye başkanı Ümit Uysal, “Çevreci Komşu Kart” projesinin bir ödül sistemi içinde nitelikli atıkları toplamasıyla dünyada bir ilk olduğunu söyledi. Projenin belediyenin atık toplama maliyetlerinde de önemli bir tasarrufu sağladığını dile getiren başkan Uysal, “ ‘Çevreci Komşu Kart’ diğer tüm belediyelerde uygulansa en az 5 milyar dolar kazanç sağlar” dedi. cumhuriyet.com.tr