Turkish News Agency - TNA - THA

Turkish News - Türk Haber Ajansı - Haberler

Sunday, 04.06.2025, 09:52 PM (GMT)

News - Haberler

Havanın sicil memuru

Havanın sicil memuru Biz yine şanslıyız, oturup kalkıp şükretsek yeridir. Edmonton eksi 20 derecelerin altına henüz inmedi. Fakat Kanada’nın “Sarıkamış” damarı bir kez tutmuş bulunuyor; eksi 40’a cıvayı düşürmüştür. Kapı komşum Mr. Harold, 40 yıl evvel İngiltere’nin Liverpool’undan göç ettiğinden beri yılları sayıyor, hangi sene berbattı anlatıyor, buzlu havanın sicil memuru gibi memleketin Annus Horribilis’ini ondan işitiyorum. Bu sene kış fena! Soğuktan değil, o zaten bilinen şey, demek istediğim bunca derdin arasında kış felaketleri de artıyor. Dağ sporlarına, doğa gezilerine rağbetin her zaman yoğunlukta olduğu özellikle Alberta ve İngiliz Kolombiyası-BC eyaletlerinde arama kurtarma faaliyetleri bu yıl geçen seneye göre yüzde 32 artış göstermiştir. Her kış kar motosikleti, kayak kazaları, çığ düşmesi, üzerinde balık avlayacağız diye buzlu suya düşmek gibi talihsizliğe Kanada Araştırma ve Kurtarma Ekipler Birliği’nden cevap geldi: COVID. Zaten artık her şeyin günah keçisi salgına bağlanıyor. Kış kazaları da virüs yüzündendir. Zira eve kapanıp bunalan insan kendini doğaya atmak istiyor; mademki sosyal ilinti kuramıyorum, ben de gider kurda kuşa seslenirim diyor. Kanada Kızılhaç’ı buz üzerinde gezintiye çıkacaklara, “Aman dikkat! Kalınlık en az 15 santim olmalı, kar motosikletiyle göl üzerinde hava atacaksanız 25 cm’den az olmasın” diyor. Kimse, “Aman evladım, ne işin var senin buz tutmuş gölde!” diye sormuyor. Üstelik buz kalınlığını nasıl ölçeceksin? Dibi görünmez sularda dolaşmamalı! Buzlu gölleri geçtik, dağlarda, vadilerde vahşi hayvanlar da var. Bu ne cesaret! Ama dedik ya, bütün kabahat Covid’de!446 odalı otelde bir başına!..BC ve Alberta’daki Rocky dağlarının muhteşem manzaralı otelleri de kapansın mı, açılsın mı belirsizliğindedir. Boz ayılara rağmen dağ yürüyüşüne çıkan maceraperestler lüks otel müşterisi değil, onlar çadır kurup ateş yakmak hevesinde. Bu yüzden otellerde in cin top oynuyor. Gel gelelim, bu boş otellerden birisine geçen hafta piyango vurdu. 1200 rakım yükseklikteki Jasper tatil bölgesinde, 446 odalı bir oteli adı açıklanmayan bir zengin, parasını peşin peşin ödeyip 9 haftalığına kapattı. Tek başına gelip kalacak; çalışanlar hariç kimseyi görmek istemiyor. Zenginin parası züğürdün çenesini yorarmış! Buz tutmuş haberlerin ardı arkası kesilmiyor. Bunlardan bir tanesi epeyi kuzeyden, Husky köpeklerinin çektiği kızakla buzda yol alsanız, Kuzey Kutbu’na yakın, yerli halkın yaşadığı Yukon Özerk Bölgesi’nden geldi. Kışları ılıman iklim geçiren Vancouver’dan 2 bin 500 km. uzaktaki Yukon’un Whitehorse şehrine gidip aşı olduktan sonra geri dönmüş zengin işadamı ve karısına ait haberdi bu. Yukon yılın bu vakitlerinde gidilecek yer değil, kar-tipi fırtınasından uçak bile bazen işlemiyor. Fakat Rodney ve Ekaterine Baker çifti, sağlık hizmetleri kısmen yetersiz olduğu için Covid aşısı en erken dağıtılmış Yukon’daki şifaya göz dikip, üşenmeden oraya kadar gitmiştir. İki aşamalı yapılan Pfizer aşısının ilkini, sonra 15 gün bekleyip ikinci iğneyi de olduktan sonra evlerine dönerler. Devlet ne güne duruyor; her şeyi bilir, takip eder: Durum ortaya çıkınca savcılık 500 dolar para ve en az 6 ay hapis cezasıyla dava açtı. Yaşamak korkusu hele bir ağır basmaya görsün, insan bu, her şeyi yapar!Akıl tutulması dedikleri, biraz da işte bu: Aklı başında görülen, bu nedenle Başbakan Trudeau’nun atadığı ve Kraliçe II. Elizabeth’in de onayladığı, İngiliz monarşisini temsil edecek Genel Vali Bayan Julie Payette’in vali konağında yaptıklarını duydukça şaşırmamak elde değil. Payette uzaya gidip gelmiş eski Kanadalı astronottur, meşhurdur. Vali Konağı’ndaki çalışanlara sözlü, hatta fiziksel tacizde bulunduğu iddiası üzerine görevinden istifa etti. Uzay görüp geçirmiş olmak yetmiyor; bir yerinden ipliği sökük ipek çorap, sırıtıveriyor. Boru hattı tartışmasıTabii Trudeau’nun başındaki dertler bu kadar değil... ABD’nin yeni başkanı Biden’ın, Alberta’dan başlayıp Teksas’a kadar inecek olan Keystone XL boru hattı projesini hem çevreciler adına hem bu hattın üstünden geçtiği topraklarda yerlilerinin haklarını korumak üzere iptal ettiğini hatırlatmak, dertlerin en büyüğünü göstermeye yeter. Açılsaydı günde 800 bin varil ham petrolün akıtılacağı, en az 1500 Kanadalı işçinin ekmek yiyeceği, toplam maliyeti 8-10 milyar dolar arasında tahmin edilen proje birden askıya alındı. Sol-liberal çizgideki Trudeau’nun açmazı büyük, ABD’ye kafa tutamıyor ve Alberta Valisi olan sağcı Jason Kenney ise veryansın edip duruyor. Boru hattı için eyalet bütçesinin büyücek kısmını bu işe harcayan Kenney, evdeki hesap çarşıya uymadığı için şimdi hem kabahatli hem de yaygara çıkarıp mahalleyi susta tutuyor. Mademki proje iptal oldu, federal bütçeden daha çok para bize gelsin diye ısrarcı... Daha geçenlerde, Kanada’dan ayrılıp ABD eyaleti olmak istiyoruz diyen Alberta’nın kafası karışık, şaşkın Trumpçı ve tabii aşırı sağcıları da bu kez Amerika’ya ambargo uygulayalım demez mi? Ambargo uygulansın mı, uygulanırsa bunun esamisi okunur mu; bilinmez şey!Bu komedi bana, Pembe Panter filmlerinin unutulmaz karakteri Müfettiş Clouseau namıyla meşhur Peter Sellers’in başrolündeki başka bir filmi anımsatıyor: Kükreyen Fare. İsviçre Alpleri’nde ortaçağ hayatı yaşayan bir küçük krallık, 20. yüzyılda Amerika’ya savaş ilan ediyor, ardından okçu piyadelerini kiralık bir gemiyle Atlantik üzerinden ABD’ye saldırmak üzere gönderiyor. Komedi bu! Sellers’ın komutasında küçük okçu birliği, o sırada tatbikat nedeniyle New York’taki sokağa çıkma yasağından yararlanıp kenti ve ABD’yi ele geçiriyor. “Film milim”, ama biz oldu gözüyle bakıyoruz. Olmaz demeyin, gün gelir o da [email protected] Mahmut Şenol - Kanada (Alberta)

Gidişiyle hayatımız yoksullaştı

Gidişiyle hayatımız yoksullaştı Türk edebiyatının seçkin yazarı Demir Özlü’yü kaybettiğimiz 13 Şubat’tan bu yana anılar film şeridi gibi gözümün önünden geçiyor. Birkaç hafta önceki son telefon konuşmamızda, havalar ısınınca kafede görüşmek üzere sözleşmiştik. Daha sonraki arayışımda eşi Ulla ile konuştum. Demir Özlü uyuyordu. Öğleden sonraları biraz kestirmek eskilere dayanan bir alışkanlığıydı. Bana da hep tavsiye ederdi. “Uyuyamasan bile biraz uzan” derdi. Ulla, önceki yıl geçirdiği rahatsızlıktan sonra gelen pandemi yüzünden bir yıldır evde kapalı kalmanın Demir’i yıprattığını, kaslarının zayıfladığını, güçsüz kaldığını söyledi. Bir hafta sonra aradığında ise “Yarım saat önce Demir’i kaybettik” diyebildi. Zaten daha söze başlarken kötü haberin geldiğini sezmiştim. Akşam büyük oğlu Milko aradı. Çok sarsılmış olduğu sesinden belliydi. Son saatleri, son dakikaları anlattı. “Babam son zamanlarda bazen bana Osman diyordu. Senden de söz ediyorduk. Sen artık benim amcamsın” dedi. Milko ile aynı mahallede oturuyoruz. Ertesi gün kafede buluştuk. O da babası gibi çay içti. Demir Özlü’nün aramızdan ayrılışıyla hepimizin biraz eksildiğini anlattım. Teselli olsun diye söylememiştim. Demir Özlü’nün ifadesiyle, insanların nesneleştirildiği, insansız bir toplumda biz kendi aramızda nefes aldığımız, susuzluğumuzu giderdiğimiz bir vaha oluşturmuştuk. Modern Türk edebiyatının seçkin ismi Demir Özlü aramızdan ayrılıp giderken, edebiyat dünyasını ve bizi öksüz bırakmıştı. O eserleriyle yaşayacaktı ama onunla bir daha sohbet edemeyecek, gülemeyecek, dertleşemeyecektik. Lütfi Özkök’ten sonra bir bilge insanın daha eksikliğiyle hayatımız biraz daha yoksullaşacaktı. Yaklaşık kırk yıldır kafelerde, restoranlarda, evlerimizde buluşarak hayatımızı renklendirmiş, zenginleştirmiştik. Artık anılarla yaşayacaktık.Esrik akşamlarDemir Özlü, 12 Eylül öncesi her gün 30-35 kişinin teröre kurban gittiği kaos ortamında oğlu Milko’nun “Baba ben büyümek istemiyorum, büyükleri öldürüyorlar” sözleri üzerine geçici olarak ailesiyle İsveç’e yerleşme kararı almış, 1979’da Stockholm’e gitmişti. Karanlık dönemden sonra gene İstanbul’a döneceklerdi. Ama terörün yol açtığı kaos ortamı askeri darbeyle faşizan bir rejime evrilmişti. Bunun üzerine bizim de sürgünlük dönemimiz başlamıştı. Demir Özlü’yü İstanbul’dan tanıdığım için Stockholm’e gelir gelmez aramıştım. Küçük bir arkadaş grubuyla sıkça buluşmaya başlamıştık. Türkiye’deki gelişmeleri izliyor, dertleşiyor, geleceğe ilişkin tahminlerde bulunuyorduk. Ruhu İstanbul’la bütünleşmiş olan Demir Özlü, için için memleket özlemi çekiyordu. Sürgünlük hayatının bunaltıcı günleriydi. Cuma akşamları esrik akşamlara dönmüştü. Umutluyduk, birkaç yıl sonra dönebileceğimizi sanıyorduk. Öyle olmayacağını anlamak epey vakit aldı. Almanya’da, Hollanda’da, İngiltere’de, Finlandiya’da konferanslara katıldı. Dönme umutlarımızın yıkıldığı yetmiyormuş gibi 1986’da vatandaşlıktan atıldı. Ama o, demokrasi ve özgürlük için verilen mücadeleye katkıda bulunurken kitaplarına da yoğunlaştı. Kitaplarında Paris, Berlin, Amsterdam, Stockholm gibi kentleri ve insanları, insanın yalnızlığını, bunalımını, varoluş sorunlarını felsefesini yansıtarak dokudu. Son kitaplarında ilk ve ortaokul döneminin geçtiği Ödemiş’i, Gölcük Yaylası’nı ve anılarını anlattı. Anılar...Demir Özlü, özellikle Japon kirazlarının çiçek açtığı günlerde, Södermalm’deki kafenin önünde, ağacın altında oturmayı severdi. Kışları ise “Stockholm Öyküleri”nde “Lilla Maria” olarak anlattığı kafede buluşurduk. Restoran Lilla Maria, Rival adıyla kafeye dönüşmüştü. Buralardaki sohbetlerimizde 1960 öncesi öğrencilerin gösterilerinden TİP’in kuruluşuna, parti içindeki çatışmalara, İstanbul günlerine ve12 Mart döneminde yaşadıklarına kadar pek çok gözlemini, anısını dinledim. Her zaman sakin, alçak tonda konuşurdu. Birkaç yıl önce gene böyle bir sohbet sırasında yan masadaki genç kadının bizi dinlediğini sezdim. Epey bir süre dinledikten sonra, bize dönüp hangi dili konuştuğumuzu sordu. Türkçe deyince şaşırdı. Bazı sözcüklere aşinaymış ama bizim konuştuğumuz dil tanıdığı Türklerin konuşmasından farklı olduğu için merak etmiş. Meğer Türkçemiz kulağa çok hoş gelen melodik bir dilmiş. Hatırladıkça bu sohbetlerin artık sadece anılarda kalmasına çok hayıflanıyorum.Demir Özlü’nün anılarında en çok söz ettiği iki kişi babası Sabih Bey ve Kabataş Lisesi’nde edebiyat öğretmeni Behçet Necatigil’di. İstanbul sevgisi babasından geçmiş. “İstanbul bir kültür şehridir” diyerek çocuklarının orada büyümesi için Ödemiş’ten naklini istemiş. Demir Özlü de lise yıllarından itibaren İstanbul’u, sokaklarını adım adım gezerek keşfetmiş. Behçet Necatigil’den de edebiyat tutkusunu almış. Demir Özlü birkaç kez Berlin’in Wannsee bölgesindeki yazarların çalışması için tahsis edilmiş, kurumun misafiri olmuştu. Bir kez orada ziyaret etmiştim. Binayı gezdirdikten sonra beni bir mezarlığa götürmüştü. Büyük Alman Yazarı Heinrich von Kleist’ın mezarını ziyaret etmiş, sonra bir kafede sohbet etmiştik. Kleist’ı lise yıllarında Behçet Necatigil sayesinde keşfettiğini anlatmıştı. Vefalı bir insandı. Bir İstanbul beyfendisiydi. Işıklarda [email protected] Osman İkiz - İsveç

Teksas’ısarançürümüşlük...

Teksas’ı saran çürümüşlük... “İktidar yozlaştırır, mutlak iktidar mutlak şekilde yozlaştırır.” Geçen haftalarda Teksas’ı vuran şiddetli fırtına, kar felaketinde ortaya çıkan tablo İngiliz tarihçi, düşünür Lord Acton’un bu sözlerini bir kez daha akıllara getirdi...  Ani şekilde sıfırın altına inen hava sıcaklığı, yoğun kar yağışıyla hayat kaosa dönerken onlarca kişi hayatını kaybetti. Enerji zengini, Cumhuriyetçilerin kalesi eyalet felakete hazırlıksızdı... Pek çok kentte elektrik günlerce kesildi, su, doğalgaz boruları dondu. Çöken enerji hatları ile rüzgâr tribünleri de donunca tüm sistem çöktü. İnsanlar kimi bölgede eksi 18’lere varan derecelerde ölüm-kalım mücadelesine girişti.Biz Dallas kentinin Addison kasabasında 7 katlı bir binanın çatı katındaki dairemizde karşıladık karlı günleri. Diğer pek çok bölgeye göre daha şanslıydık. Arada kendini gösteren güneşle biraz olsun sıcaklık, moral bulduk. Elektrik sık sık kesildiği için asansör devre dışıydı. Mutfakta ocaktan fırına pek çok aletin elektrikli olması ise yemek yapmada zorluk yaratıyordu. Elektrik geldiği an elimizde ne bulursak haşladık, su ısıtıcılarını çalıştırıp termoslara koyduk. Felakette en ağır tablonun yaşandığı yer ise Houston’dı. Eyaletin güneyinde tropikal iklimiyle bilinen kentte binlerce ev günlerce elektriksiz kaldı. Kırsal bölgelerde yer yer kesintilerin hâlâ sürdüğü belirtiliyor. Bazı elektrik ve doğalgaz şirketlerinin müşterilerinin binlerce doları bulan faturalarla karşılaştığı da gündeme yansıyor.Unutulan altyapıYetkililerin kriz karşısında yetersiz kalmalarıyla birlikte tepkiler de haliyle çığ gibi büyüdü. Teksas, ABD federal sistemine sonradan kendi parlamentosunun kararıyla katılan bağımsız bir devletti. Günümüzde de geçmişte olduğu gibi çoğunlukla muhafazakâr Cumhuriyetçilere oy verilen bir eyalet. Rüzgâr gücünden doğalgaza, kömürden petrole nükleer güce ne ararsanız enerji adına her şeyin kullanıldığı yer. Ancak yaşanan felakette enerji konusunda sınıfta kalındı. Tepkilerle birlikte elektrik üreticileri ve dağıtım şirketlerinin sadece eyalete ait ERCOT adı altında bir enerji ağı kurdukları, özgüven mi artık bilinmez ülke genelindeki enerji ağına katılmadıkları boy boy yazılıp çizildi. Eyaletin kararının arkasında aslında devletin rolüne ve serbest ticarete müdahalesine karşı çıkan ideolojik bir bakışın olduğu da söyleniliyor. 1999’da eyalette enerji piyasasında yer alan küçük, büyük firmalarla ERCOT’u oluşturmuşlar. Eski başkan Bush’un vali olduğu dönemde alınan bu kararla akıllarınca rekabeti körükleyip halka ucuz elektrik vermek amacı gütmüşler. Ama anlaşılan o ki yıllar boyu maliyeti düşürme, kârı yükseltme hedefli politikalarında altyapıya yatırımı es geçmişler! Doğa dostu enerjiye yeterli ilgi göstermemişler. Teksas Üniversitesi’nden Ed Hirst, “Bu kararlar karayolunda hız kontrolünü kaldırmak gibi oldu” yorumunu yapıyor. Sonuç olarak ideolojik saplantı ve denetimsiz kapitalist rekabet bu zengin eyaleti çölde kutup ayısına yakalanan bahtsız bedeviye döndürdü. Varlık içinde yokluğa [email protected] Tevfik Dalgıç ABD (Dallas)

‘Farklılıklar içinde birlik’

‘Farklılıklar içinde birlik’ Cakarta’da bir gün Endonezyalı akademisyen bir arkadaşımı çalıştığı üniversitede ziyaret etmiştim. Onu başörtüsü ile görünce çok şaşırmış ve bunu gizleyememiştim. Şaşkınlığımın sebebi daha önce kendisini hiç tesettürlü görmemiş olmamdı, dışarda kaç kez görüşmüştük her zaman başı açıktı. Sorduğumda cevabı “işyerinde yasa gereği başımızı örtmemiz gerekiyor” olmuştu. O gün üniversitenin yemekhanesinde kadınların çoğunun başörtülü olduğunu fark ettim, dışarda görmediğim kadar. Aynı şekilde Cakarta Milli Müzesi’nde gönüllü rehberlik yaptığım sıralarda okullardan müzeyi gezmeye getirilen her yaşta kız çocuğu ve öğretmenleri de tesettürlü olurdu. Geçen günlerde patlak veren olayın ardından tüm bunları düşündüm. Olay şöyle gelişmişti: Sumatra Adası’nın batısındaki Padang’da devlet meslek lisesine giden, adı basına JCH olarak yansıyan bir genç kız okula girerken başörtüsü takmadığı için sürekli uyarı alır, baskı görürmüş. Aslında kendisi Hıristiyan olduğunu, bu kuralın Müslümanları kapsadığını söylese de okul yönetimi bunu göz ardı edermiş. İşin daha da ilginç yanı okulların uzaktan eğitim yaptığı bugünlerde internet ortamında yürütülen dersler sırasında aynı uyarılar devam edip durmuş. Esasen Hıristiyan olup da buna itiraz eden tek öğrenci JCH değil, kendisi gibi 20 öğrenci daha varmış aynı okulda dinini gösterek baş-örtüsü takmaya itiraz eden.Okul yönetimi ile bu öğrenciler arasında her gün aynı gerilim yaşanırken bir gün öğrenci JCH’nın babası uyarılmak için okula çağrılmış. Bulunmaz fırsat da babanın eline böyle geçmiş. Hıristiyanlık dahil 6 resmi dini olan ülkede belli din mensuplarının kendi inaçlarına göre giyinmekte, yaşamakta özgür olduğunu ve kızının bu nedenle başörtüsü takmak istemediğini söylese de inatçı müdür her zamanki gibi yasalar ve kuralları ileri sürerek dediğim dedik demiş. O arada baba Elainu Hia, bütün konuşmayı görüntülü kayıt altına alıp, sosyal medyanın da gücünü kullanarak olayı tüm ülkeye afişe etmiş. Sonra da seyreyle sen gümbürtüyü...Bakanlardan destekBir kişinin kararlılığı ve basının bu hassas olayı ısrarla işlemesi sayesinde 2001 yılından beri uygulanan yönetmelik değişikliğe uğrayacak. Endonezya genelinde 300 bin devlet okulunda 20 yıldır uygulanan yasaya göre kızlar ilkokula başladıklarından itibaren tesettüre girmeleri gerekiyor.Üniversiteyi ABD’de okuyan genç, girişimci, bir hayli popüler Milli Eğitim Bakanı Nadiem Makarim, olaya derhal el koyarak “tesettürün bireysel bir hak olduğunu, buna okulun karar veremeyeceğini” vurguladı. Makarim, okulların 2014 yılında devlet okulları üniformaları ile ilgili bakanlık yönetmeliğini yanlış yorumladığını söyledi. Ona göre uzun etek, uzun kollu gömlek ile “Müslüman kıyafeti” tasvir edildiğini ve bunun Müslüman kızlar için bir seçenek olduğunu, okulların bunu yanlış uyguladığını belirtti. Diyanet İşleri Bakanı Yaqut Cholil Qoumas da “Padang olayı buzdağının görünen kısmıdır. Mevcut yönetmelik kız öğrencileri sindirmek, ayrımcılık için kullanılmakta. Dinler çatışmayı teşvik etmez ve farklı olanlara adaletsiz davranmayı haklı göstermez” dedi.Akabinde içişleri, diyanet işleri ve milli eğitim olmak üzere üç bakan çalışmalarını hızla sonlandırarak 3 Şubat 2021’de birlikte bir kararnemeye imza attı. Jet hızıyla 5 Mart’ta yürürlüğe girecek kararname öğrenci ve öğretmenlerin başörtülü ya da olmadan uzun bir etek ile kısa veya uzun kollu bir gömlek giyebileceklerini belirtiyor. Kararname sadece yerel yönetimlerin ve Eğitim ve Kültür Bakanlığı’nın yönetiminde olan devlet okullarını kapsıyor. Diyanete bağlı İslami devlet okullarını etkilemeyecek. Ayrıca özel bir düzenlemeyle diğer illerden daha fazla özerkliğe sahip olan ve şeriatla yönetilen Aceh vilayetini de kapsamıyor.Milli Eğitim Bakanlığı, yönetmeliğin tam olarak uygulanmasını sağlamak ve şikâyetleri almak için Çağrı Merkezi açtı. Bakanlık karara uymayan yerel yönetim ve okul müdürlerine cezai yaptırım uygulanacağını, eğitim fonlarının bile geri çekilecebileceğini duyurdu. İnsan Hakları İzleme (HRW) örgütünden tanıdığım Andreas Harsono, “20’den fazla eyaletteki okullarda tesettürün zorunlu olduğu göz önüne alındığında kararnamenin çok olumlu bir adım olduğunu, devlet okullarında kadın öğretmenlerin ve kız öğrencilerin başörtüsü takmaya mecbur bırakılmasının zorbalık, tehdit, toplumsal baskı ve bazı durumlarda okuldan terki bile beraberinde getirdiğini” ifade etti. Olayın çıktığı okul da basın toplantısı yaparak Hıristiyan öğrencilerin tesettüre zorlandığını itiraf ederek özür diledi. Kahraman baba “Kızımı okul istiyor diye başörtüsü takmaya ikna etseydim dinsel kimliği hakkında yalan söylemiş olacaktım, sonuçta bizim de haklarımız var” dedi.Bakanların işbirliği ile kısa zamanda çözümlenerek sonuca bağlanan olayla birlikte dünyanın en kalabalık Müslüman nüfuslu ülkesinde, Endonezyalıların gururlandığı ulusal sembol ve felsefeleri Bhinneka Tunggal Ika “Farklılıklar içinde birlik” havada kalmamış oldu. gjtozkoparan.hotmail.com Gülseren Tozkoparan Jordan

Müzenin restorasyonu iyi, heykeller kötüymüş

Müzenin restorasyonu iyi, heykeller kötüymüş Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın projesi Beyoğlu Kültür Yolu’nun son etabı İstanbul Sinema Müzesi ve Atlas Sineması, İstanbullular olmadan açıldı. Bugün içinde Atlas Sineması ve Sinema Müzesi’nin yer aldığı Atlas Pasajı, 1877 yılında, Sultan Abdülaziz döneminde Galata bankerlerinden Agop Köçeyan tarafından “kışlık konak” olarak inşa ettirilmiş. 1932’de Pera’daki sanat ve eğlence dünyasına hizmet etmek için açılmış. 1948’de yaklaşık 2 bin kişilik sinema salonu ve 35 loca ve kulis, bar, restoran hizmete girmiş, 1951 yılında Küçük Sahne Tiyatrosu eklenmiş. Yıllar içinde eskiyen pasaj ve sinema salonu, dükkânlarıyla ayakta kalmaya çalışıyordu. Pasajın girişinde sol taraftaki bölüm, yıllardır harap bir halde durmaktayken Kültür ve Turizm Bakanlığı’na devredilerek Bakan Ersoy’un da göreve gelir gelmez müjdelemiş olduğu gibi Beyoğlu Kültür Yolu projesi içinde iki yıl süren restorasyon sonucu İstanbul Sinema Müzesi olarak açıldı. Atlas Sineması da yenilendi. Cumhurbaşkanı Erdoğan, Kültür ve Turizm Bakanı Ersoy ve kendi çevrelerinden oluşan küçük bir davetli grubunun katıldığı açılış törenine Antalya’da film çekmekte olan Amerikalı sanatçıların da getirilmesi, açılış gününün Erdoğan’ın doğum gününe denk düşürülmesi işin magazin kısmı. Binanın restorasyonu genel olarak beğenilmiş ama balmumu heykellerin yer aldığı bölümde Gulyabani, Kemal Sunal ve Adile Naşit’in heykellerinin sanatçıların kemiklerini sızlatacak kadar kötü olduğuna dikkat çekilmiş. Sinema Müzesi’nin en güzel köşelerinden biri 29 Ekim 1933 yılında, Atatürk’ün Cumhuriyetin 10. Yıl Nutku’nu okuduğu sırada kayıt yapan cihazların da sergilendiği bölüm. Sinema Müzesi’nde dijital arşiv, kütüphane ve çalışma alanı da olacağı müjdelenirken sinema yazarları, sinemaseverler ve gazeteciler de müzeyi gezmek ve Atlas Sineması’nda film seyretmek için açılacağı günleri bekliyor. Tabii bir de 16 milyonun büyükşehir belediye başkanı, Ekrem İmamoğlu’nu bile davet etmeden açılış yapmak da acaba ne demek oluyor?  cumhuriyet.com.tr

Yaşar Kemal aydınlık mirasıyla anılıyor

Yaşar Kemal aydınlık mirasıyla anılıyor Dünya edebiyatının usta kalemi Yaşar Kemal aramızdan ayrılışının altıncı yıldönümü olan 28 Şubat Pazar günü Yapı Kredi Yayıncılık (YKY) ve Yaşar Kemal Vakfı’nın öncülük ettiği etkinliklerle anılıyor. Zincirlikuyu’daki kabri ise sokağa çıkma yasağı nedeniyle aynı gün ziyaret edilemiyor. Edebiyatımızın çınarı Yaşar Kemal’i bugün saat 18.00’de Yapı Kredi Kültür Sanat’ın (YKYKS) YouTube kanalından, herkesin katılımına açık ve ücretsiz olarak canlı yayımlanacak söyleşide gene YKY’nin iki değerli yazarı, Faruk Duman ve İnan Çetin’den dinleyeceğiz. Duman ve Çetin, yapıtlarında insan kadar önemli bir yer tutan doğayla ve esinlendiği, yeniden yorumladığı masallarla kurduğu ilişkiyi tartışacaklar. İki yazar Yaşar Kemal’in kendileri üzerindeki etkisinden ve birbirlerinin metinleriyle Yaşar Kemal’in yapıtları arasında gördükleri akrabalıktan bahsedecekler.Yaşar Kemal’ı kendi ağzından dinlemek isteyenler ise YKY’nin Samih Rifat yönetmenliğinde hazırladığı “Simurg: Gerçeğin Peşinde Otuz Yolcu: Yaşar Kemal (1993)” dizisini gene YKYKS’nin pandemi sürecinde zenginleşen, ücretsiz ve herkese açık olan, YouTube kanalından izleyebilirler. cumhuriyet.com.tr

Cadıların suçu büyükmüşmeğer!

Cadıların suçu büyükmüş meğer! Mart geliyor, ilk haftasının kadınlar için önemi her zamankinden büyük. Kadınlar haftasını her anlamda yaşayarak kutlamak lazım. Yazan çizen, yani zaten tehlikeli kadınlar, bira üreten kadınlarla bir araya gelip yaramazlık yaptık. Geçen akşam kalabalık bir grup, kapalı bir ortamda toplanıp yedik içtik, yeni nesil +1 dinlenmiş bira tadım yaptık! Ne oldu, kaşlar kalktı, öfkelenildi, nasıl olur, pandemi koşulları filan diye itiraz mı ediliyor? Siz kongrelerde sıkış tepiş oturan lebaleb insan kalabalıklarını görmediniz mi? Biz yapınca mı kabahat oluyor? İnsanın uyum sağlayıp çözüm üretemeyeceği yeni koşul yoktur! Merak etmeyin: Biz en azından kendi sağlığını düşünen, sağduyulu insanlar olarak pandemi koşullarında bir araya ekranın üzerinde geldik! Herkes kendi evinde, kendi masasında, sadece kendi şişesiyle yakın temas halindeydi, uzmanlar, dostlar, arkadaşlar ise ekranda, Zoom’da. Sofralarımızı, ekranlarımızı hazırladık, önce işin uzmanlarını dinledik. Doğrusu bütün güzel ve yasak şeyler kadınların başının altından çıkıyor: Şerbetçiotunu, arpayı kazanda kaynatıp birayı ilk yapan kadınlar olmuş! Hem de antik çağlarda! Göbeklitepe’de bile var. Zamanla yaptıkları bu kıymetli besin eve fazla gelmeye başlayınca satar olmuşlar. Hangi evde satıldığı belli olsun diye de kapının önünde bir çalı süpürgesi bulunurmuş. Yapan kadınlar siyah kukuletalı bir kıyafet giyermiş. Arpaları yemeye gelen farelerle baş etmek için de kedi beslerlermiş. Gözünüzün önüne geldi değil mi kör olası cadılar? Yakalım, asalım, keselim bu cadı kadınları! Niye? Çünkü kadınlar sattıkları biralardan çok para kazanmış ve erkekler fena halde kıskanıp kadınların elinden işi almak için onları “cadı” ilan etmiş. Biranın nasıl yapıldığı filan aklımda kalmadı ama bu kısmına bayıldım. Anadolu Efes’in bira master’ı olmuş kadınlarına da. Şimdilerde evlerde bira yapımı yine gündemde ve o kadar profesyonelleşilmiş ki jüri denetiminde tadım ve değerlendirmeler bile yapılıyormuş! Sadece bunları değil, birayla ilgili her türlü tadım bilgisini de uzmanı Oğul Türkkan’dan dinledik, evimizde davet için teşekkürler Tuğrul Ağırbaş!/Archive/2021/2/27/232922885-bira2-kulturmaxrnk.jpgİstanbul’a turist olarak gelen Amerikalı Charles Samz’ın 1971’de çektiği amatör karelerde sahilde bira keyfi yapan vatandaşlar...+1 DİNLENDİRMEBira, alkol derecesi en düşük, 5 kadar, dolayısıyla abartmadan, insan gibi içilirse, kimseye zarar vermeyen, her türlü yiyeceğe güzel eşlik eden, öyle rakı gibi sofrası, şarap gibi seremonisi olmayan, her yerde her koşulda tüketilebilecek bir içecek. Türkiye ve dünyada lager biraların standardını yeniden tanımlayarak şerbetçiotlarından, daha uzun sürede üretilen ve dinlendirilerek hazırlanan yeni ürünlerin tadı çok beğenildi. Yasakların olmadığı eski güzel günlerimizde, çay bahçelerinde bile satılır, marketlerde satış saati olmaz, hafta sonları da bira raflarının üzerinde olay mahalli gibi bantlar yapıştırılmazdı. AKP’nin İstanbul Belediyesi’ni kazanmasından sonra yaptığı ilk iş, Turing’in işlettiği Yeşil Ev, Hidiv Kasrı, parklardaki köşkler gibi bütün o güzel yerlerdeki alkollü içecek satışlarını yasaklamak olmuştu. Belediyenin işi mi, demeden pek çok yere kafeterya, lokanta açıp buralara da halk gelemiyor, millet geliyor diye bira satışını bile yasaklamışlardı. Millet İttifakı, büyük başarı göstererek bütün büyük şehirlerde belediyeleri kazandı, aradan neredeyse iki yıl geçti. Devlet bürokrasisinin ve belediye meclislerinin bütün engellemelerine rağmen belediyeler hem de bu pandemi dönemindeki zorluklara ve artan yüklerine rağmen başarılı, iyi yönetiyor, atılımlar yapıyor, herkes memnun. Ama BelTur’lar, pandemi nedeniyle bir kapatıldı, pir kapatıldı. Oysa onlar da en azından diğerleri gibi al götür servisi yapabilirlerdi, vapurlardaki büfeler bile kapalı. Bu dönemde bir renovasyondan geçtikleri için sabrediyoruz. BelTur’un başına yeme içme sektöründen gelen deneyimli bir yönetici atandı. Ve şimdi heyecanla bekliyoruz: Marttan başlayarak hafif hafif açıldığımızda en azından büfeler, açık havada yeri olan kafeler, lokantalar, içeride denetimli masalarla hem esnafa hem de sokakta ayakta yemek yemekten iflahı kesilmiş müşteriye yeni bir soluk olacak mı? Müşteri burada yeniden birasını içecek mi? Yoksa biz kukuletamızı takıp, süpürgemizi alıp, yeter artık deyip yeniden cadı mı olacağız? Üstelik unutmayın hepimizin evinde kedi de var!  Yazgülü Aldoğan

Yönetmen Christopher McQuarrie, 'Görevimiz Tehlike 7'den yeni fotoğraf paylaştı

Türkçe Haberler En Son Başlıklar Yönetmen Christopher McQuarrie, 'Görevimiz Tehlike 7'den yeni fotoğraf paylaştı Yönetmen Christopher McQuarrie, "Görevimiz Tehlike 7"nin (Mission: Impossible 7) kamera arkasından yeni bir fotoğraf paylaştı. /Archive/2021/2/27/184424019-tom-cruise-gorevimiz-tehlike.jpgAksiyon türünün meşhur serilerinden "Görevimiz Tehlike'nin 7" (Mission: Impossible 7) filmi için bir süredir dünyanın pek çok farklı yerinde çekimler sürüyor.Filmin yönetmeni Christopher McQuarrie yapımın kamera arkası görüntülerinden birini Instagram hesabından paylaştı./Archive/2021/2/27/184638971-gorevimiz-tehlike-setinden-yeni-fotograf.jpgNTV'nin aktardığı habere göre, sosyal medyada daha önce çekimler sırasında setlerin yakınlarında olan kişiler tarafından çekilen görüntüler filmin zorlu aksiyon sahnelerine dair ipuçları vermişti. McQuarrie'nin paylaştığı fotoğraftaysa karaltı biçimindeki Tom Cruise'un dar bir koridorda koştuğu görülüyor.SOSYAL MESAFE ÖFKESİÜnlü aktör Tom Cruise, "Mission Impossible 7" (Görevimiz Tehlike 7) filminin Londra'daki çekimlerinde, film ekibinden bazı kişilerin Covid-19 mesafe kurallarına uymadıklarını görünce öfkelenip, küfürlü bir dille, kurallara uymadıkları durumda işten atılacaklarını söylemişti.İngiltere'de yayımlanan tabloid Sun gazetesinin elde ettiği ses kayıtlarına göre Cruise, set ekibinden iki kişiyi mesafe kurallarına uymadan bilgisayar önünde dururken görünce, küfürlü bir dille "Bunu bir kez daha yaptığınızı görürsem kovulursunuz" demişti.BBC'de yer alan habere göre, ses kayıtlarında, filmin başrol oyuncusu ve prodüktörü Tom Cruise'un şu ifadelerinin duyulduğu belirtilmişti:"Biz altın standart durumundayız. Şu an Hollywood'da bizim sayemizde film yapılabiliyor. Çünkü bize ve yaptıklarımıza inanıyorlar. Ben geceleri her kahrolası stüdyo ile, sigorta şirketiyle, prodüktörlerle telefonda geçiriyorum; gözleri bizim üzerimizde ve filmleri için bizi kullanıyorlar. Biz binlerce istihdam sağlıyoruz, … (küfürlü ifade). Bir daha bunu görmek istemiyorum. Asla!""Bizim sektör kapalı olduğu için (…) evlerini kaybedenlere ne diyeceksiniz? Masalarında yiyecek yemek, okullarına verecek paraları olmayacak. Ben her gece bu kaygılarla uyumaya çalışıyorum, bu kahrolası sektörün geleceği için!... Bu yüzden kusura bakmayın, özür kabul edemiyorum. Size söyledim, uyarıya uymazsanız kovulursunuz. Bu kahrolasıca filmi kapatmıyoruz! Anlaşıldı mı? Bir daha görürsem (…) kovulursunuz."KASIM AYINDA GÖSTERİME GİRMESİ PLANLANIYOREkim ayında filmin İtalya'daki çekimlerinde ekipten 12 kişinin koronavirüs pozitif çıkması nedeniyle gecikme yaşanmıştı.Christopher McQuarrie'ın yönettiği, Paramount Pictures yapımı filmin 19 Kasım 2021'de gösterime girmesi planlanıyor.'Görevimiz Tehlike' Hollywood'un en büyük yapımlarından biri. 2018'deki en son film dünya çapında 791 milyon dolar ciro yapmıştı. cumhuriyet.com.tr

Altın Gün yeni albümünün ilk konseriniçevrimiçi verecek

Altın Gün yeni albümünün ilk konserini çevrimiçi verecek 62. Grammy Ödülleri’ne de aday gösterilen müzik grubu Altın Gün, yeni albümleri "Yol"un ilk konserini, 20 Mart Cumartesi günü biletli çevrimiçi etkinlik platformu Sosyo’dan canlı verecek. /Archive/2021/2/27/183234916-altin-gun-konser.jpgAmsterdam merkezli Anadolu rock ve Türk psychedelic folk grubu Altın Gün, üçüncü albümleri "Yol"u dinleyicileri ile buluşturdu. Grubun yeni şarkılarının da yer alacağı ilk konseri 20 Mart Cumartesi saat 21.00’de Sosyo’da canlı gerçekleşecek.Çekimlerinin Almanya’nın Voerde bölgesindeki Reyna Palace’da yapılacağı konser, biletli çevrimiçi etkinlik platformu Sosyo’da canlı yayımlanacak. Konserin biletleri satışa çıktı.Çoğunlukla güçlü bir uluslararası pop soundu sunan "Yol" albümü, aynı zamanda grup için yapım ve kayıtta çok farklı bir yaklaşıma işaret ediyor.Herkesin eve kapandığı karantina döneminde kaydedilen "Yol'', bu zorlu zamanda doğdu.Albümde 1970'lerin sonu veya 1980'lerin başındaki "Euro" synth pop'un seçkin öğeleri de fark ediliyor. "Arda Boyları", "Kara Toprak", "Sevda Olmasaydı" ve kapanış şarkısı "Esmerim Güzelim" albümün öne çıkan şarkıları arasında yer alıyor. cumhuriyet.com.tr

78. Altın KüreÖdül Töreni canlıyayınıbu yıl yalnızca GAİN’de izlenebilecek

78. Altın Küre Ödül Töreni canlı yayını bu yıl yalnızca GAİN’de izlenebilecek 78. Altın Küre Ödül Töreni canlı yayını bu yıl yalnızca GAİN’de izlenebilecek. Tören 28 Şubat Pazar gününü 1 Mart pazartesiye bağlayan gece, Türkiye saatiyle 04.00’te bir kez daha Amerikalı yazar, komedyen ve oyuncu Tina Fey ile yine Amerikalı oyuncu Amy Poehler sunumuyla başlayacak. Dişli adaylar ve sükse yapan yapımlarla merak uyandıran ödül törenini, Yekta Kopan ve Zeynep Üner yorumlayacak. /Archive/2021/2/27/175640672-2f05ca58-9ad9-4a85-9cd9-9d53e31b3f7838156920.jpgCanlı olarak Türkiye’de yalnızca GAİN’de izlenebilecek olan 78 Altın Küre Ödül Töreni, 28 Şubat Pazar gününü 1 Mart Pazartesi’ye bağlayan gece saat 04.00’te Tina Fey ve Amy Poehler’in sunumuyla başlayacak.Sunucu Yekta Kopan ile GAİN Moda ve Lifestyle İçerik Direktörü Zeynep Üner, ödül törenini izleyiciler için yorumlayacak.KADIN YÖNETMENLERİN YILI/Archive/2021/2/27/174122070-nomadland-chloe-zhao-altin-kure.jpeg"Nomadland"78 Altın Küre Ödülleri’nde en çok konuşulan konulardan biri bu kez En İyi Yönetmen dalında adayların 3’ünün kadın olması. Bugüne kadar söz konusu kategoride sadece 8 kadın aday gösterilmişti.Eleştirmenlerin ödül için favorisi de, "Nomadland" ile Chloé Zhao./Archive/2021/2/27/175408236-mank-altin-kure.jpg"Mank"Senaryosunu babası Jack Fincher’ın yazdığı, bu senenin en çok adaylık toplayan yapımı olan "Mank" ile David Fincher da eleştirmenlerin favorileri arasında yer alıyor.BOL ADAYLIKLAR: 'NOMADLAND' VE 'THE FATHER'/Archive/2021/2/27/174449474-the-father-altin-kure.jpg"The Father"Drama Dalında En İyi Film dalında, her ikisi de 4’er adaylık alan, hem yurtiçinde hem yurtdışında çok övülen "Nomadland" ile Türkiye’de halen izlenemeyen ancak favoriler arasında gösterilen "The Father" öne çıkıyor.Müzikal/Komedi Dalında En İyi Film kategorisinde ise, çoktan efsaneleşmiş Broadway müzikalinden yola çıkan "Hamilton" en dikkat çekici yapım durumunda.EN İYİ OYUNCU KATEGORİLERİ/Archive/2021/2/27/174802519-sound-of-metal-riz-ahmed-altin-kure.jpg"Sound of Metal"Drama Dalında En İyi Kadın Oyuncu kategorisinde, Nomadland’deki performansıyla Frances McDormand pek çok eleştirmenin favorisi. Aynı kategorinin erkek adayları arasında ise "Sound of Metal"deki performansıyla Riz Ahmed ve "The Father"daki oyunculuğuyla çok övülen Anthony Hopkins öne çıkıyor. Bununla birlikte, "Ma Rainey's Black Bottom"ın hayatını kaybeden oyuncusu Chadwick Boseman’e bir selam gönderilmesi de olası.Müzikal/ Komedi Dalında En İyi Erkek Oyuncu adayları içerisinde "Hamilton"daki performansıyla Lin-Manuel Miranda, Sacha Baron Cohen, Dev Patel, James Corden ve Andy Samberg gibi oldukça ünlü isimlerin arasında favori olarak görülüyor.ANİMASYONDA YARIŞI 'SOUL' MU KAZANACAK?/Archive/2021/2/27/174859722-133440174-wolfwalkers.jpg"Wolfwalkers"Animasyon kategorisinde tüm dünyada çok sevilen ve ses getiren "Soul" ile görselliği, "Wolfwalkers" en çok dikkat çeken adaylardan.TELEVİZYONDA DA DİŞLİ ADAYLAR/Archive/2021/2/27/175121908-mandalorian-altin-kure.jpegDrama Dalında En İyi TV Dizisi adaylarının hepsi çok dişli ancak daha önce Altın Küre kaldırmış veya aday gösterilmiş "The Crown" ve "Ozark"ın yanı sıra, bu sene çok konuşulan "Mandalorian" da önemli adaylardan biri olarak görülüyor.Yine Müzikal/Komedi Dalında En İyi TV dizisi adayları arasında "Schitt’s Creek", "Ted Lasso" ve "Emily in Paris" gibi yapımlar bulunuyor.Tüm dizi/film yazarlarının tavsiyesi olan ve Jane Levy’nin başrolünde olduğu "Zoey’s Extraordinary Playlist", en iyi komedi/müzikal kadın dalında iddialı isimlerden.En iyi mini dizi adayları kategorisinde ise yarış "The Queen's Gambit" ve "Normal People" arasında yaşanacak gibi görünüyor.  cumhuriyet.com.tr

170 yılönce soyu tükendi sanılan kuş, yeniden görüldü

170 yıl önce soyu tükendi sanılan kuş, yeniden görüldü İlk defa 1843-1848 döneminde Güneydoğu Asya'da tespit edilen, birkaç yıl sonra tanımlanan ve ardından hiçbir şekilde görülmeyerek neslinin tükendiği düşünülen kara kaşlı yalancıardıç (Malacocincla perspicillata) Endonezya'da tekrar ortaya çıktı. /Archive/2021/2/27/172630298-ravi-shekhar-61xbdzvieya-unsplash.jpgEndonezya'nın Güney Kalimantan eyaletinden Muhammed Suranto ve Muhammed Rizky Fauzan, Ekim 2020'de Borneo Adası'nda yalancıardıç (Malacocincla perspicillata) kuşunu yakalamıştı. İkili kuşun fotoğraflarını çektikten sonra doğaya bırakmış ve bulguları gerekli mercilerle paylaşmıştı.Uzmanlar, Borneo Adası'nın yağmur ormanlarında bulunan kuşun güçlü gagasına, çikolata rengine ve belirgin siyah göz şeritlerine dikkat çekti ve türünü tanımladı."Uzmanların neslinin tükendiğini sandığı bir kuş türü bulmak gerçeküstü hissettiriyor" diyen Fauzan "Hayvanın bu kadar özel olmasını beklemiyorduk. Sadece daha önce hiç görmediğimiz başka bir kuş olduğunu düşünmüştük" ifadelerini kullandı.Guardian'ın haberine göre, söz konusu kuş 1843-1848 döneminde Doğu Hint Adaları'ndaki keşif gezisinde Alman doğabilimci Carl Schwaner tarafından yakalanmıştı. Fransa İmparatoru Napolyon'un yeğeni Charles Lucien Bonaparte, bu kuşu bilim camiasına 1850'de tanıtmış ve Malacocincla perspicillata adını vermişti.Black-browed babbler found in Borneo 180 years after last sighting https://t.co/B0CYk5uwNG— The Guardian (@guardian) February 25, 2021Öte yandan bazı araştırmacılar, "Ülke tarihinde kuşbilimcilerin karşılaştığı en büyük bilmece" diye bilinen kuşun Cava Adası'nda bulunduğunu düşünüyordu. 1895'de İsviçreli kuşbilimci Johann Büttikofer ise kuş ele geçirildiğinde Schwaner'ın Borneo Adası'nda olduğuna işaret etmişti.Kuşun yeniden keşfini açıklayan makalenin başyazarı, Endonezya merkezli kuşbilim kuruluşu Birdpacker'dan Panji Gusti Akbar bu konuda şöyle konuştu:"Heyecan verici bulgu hayvanın Borneo Adası'nın güneydoğusundan geldiğini doğruladı ve kökeni hakkındaki yüzyıllık anlaşmazlığa son verdi."Bununla birlikte bulunan kuşla tahnit edilen ilk örnekle arasında özellikle irisi, gagası ve bacağının renginde olmak üzere bazı farklılıklar var. Akbar da "Artık kara kaşlı yalancıardıcın gerçekte neye benzediğini de biliyoruz" dedi.Kaynak: Independent Türkçe cumhuriyet.com.tr

Antartika'da dev buz kütlesi buz sahanlığından koptu

Antartika'da dev buz kütlesi buz sahanlığından koptu Antartika'nın batısındaki Brunt Buz Sahanlığı'ndan, 1270 kilometrekarelik bir buz kütlesinin koparak ayrıldığı bildirildi. Buz sahanlığının kuzey kısmında Kasım 2020'de meydana gelen yarık gelişerek kopma noktasına geldi.Britanya Antartika Araştırma Kurumu (BAS), ocak ayı boyunca günde yaklaşık 1 kilometre hızla ilerleyen yarığın, dün sabah saatlerinde 1270 kilometrekarelik bir kütlenin sahanlıktan ayrılmasına yol açtığını bildirdi.Space.com internet sitesinde yer alan habere göre, araştırmacılar, Manhattan Adası'nın 20 katı büyüklüğündeki kütlenin sürüklenerek kıyıdan uzaklaşabileceği veya buz sahanlığı yakınında yerini koruyabileceğini belirtti.Kopuşun, doğal sürecin parçası olduğunu ifade eden uzmanlar, küresel iklim değişikliğinden kaynaklanan sıcaklık değişimlerinin etkisine dair sonuçlara varmak için daha detaylı araştırma yapılması gerektiği değerlendirmesinde bulundu.150 metre kalınlığındaki Brunt Buz Sahanlığı, Antartika kıyısında her yıl 2 kilometre batıya doğru sürükleniyor. Bu hareketin sonucu olarak bölgede buz dağları ve büyük buz kütleleri oluşuyor. cumhuriyet.com.tr




Gallery

İnternet Nasıl Çalışır

Newsletter