News - Haberler
S-400 mektubuna yanıt verilmedi
S-400 mektubuna yanıt verilmedi Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar, ABD ile yaşanan S-400 geriliminde “teknik çözümlerin mümkün olduğunu” söyledi. Akar, “Problemlerin çözümü için muhataplarımıza yazdığımız mektuba da halen cevap verilmemiştir” dedi. Kayseri Orduevi’nde düzenlenen şehit ve gazi çocuklarına tablet dağıtım törenine katılan Bakan Akar, artan risk ve tehditler karşısında ABD’den Patriot, Fransa ve İtalya’dan Samp-T hava savunma sistemlerini almak istediklerini ancak mümkün olmadığını belirtti. Bunun üzerine istenen şartları sağlayan Rusya’dan S-400 sistemlerinin alındığını anımsatan Akar, şöyle devam etti: “S-400 milli bir meseledir. Türkiye bu tercihi ile egemenlik hakkını kullanmıştır. Türkiye’nin son 10 yılda Patriot alımı konusunda fırsatı olmasına rağmen S-400 almayı seçtiği yönündeki ifadeler gerçeği yansıtmamaktadır. 10 yıl boyunca ABD tarafına sorulan tekliflerimizle ifadelerimiz, teknolojik işbirliği, erken teslimat ve uygun fiyat beklentilerimize gereken cevap alınamamıştır. Problemlerin çözümü için muhataplarımıza yazdığımız mektuba da halen cevap verilmemiştir. ABD’nin tehdit anlamında kaygısını ele almaya defalarca hazır olduğumuzu da belirttik ve ısrarla şunları söyledik; S-400 Savunma Sistemi tehdit ve tehlikeye karşı ihtiyaç duyulduğunda kullanılır, Türkiye’ye karşı bir taarruz niyeti yoksa kimseye zararı yoktur. NATO’nun dahil olabileceği ortak çalışma teklifimiz masada, biz görüşmeye hazırız. S-400 meselesi üzerinden F-35 başta olmak üzere birtakım kısıtlamalar uygulanması müttefiklik duygularına uygun değil. ABD, NATO ve bölge ile güçlü işler yapacağımıza inanıyoruz.”YUNANİSTAN’LA GERİLİMBölgede yaşanan sorunları barışçıl yollarla çözmek istediklerini ifade eden Akar, Yunan F-16’larının Çeşme gemisine yönelik tacizine gerekli yanıt verildiğini belirtti. Akar, “Yunanistan, Türkiye ile problemlerini, Türkiye-Avrupa Birliği veya Türkiye-ABD problemi haline getirmeye çalışıyor. Bu durum ne hukuki ne de ahlaki ve hiç de bir pratik değeri yok. Bizim kimsenin hakkında, hukukunda, toprağında suyunda gözümüz yok. Ancak kendi haklarımızdan da asla vazgeçmeyiz” dedi. l AA cumhuriyet.com.trKüresel türbülans ve Albayrak etkisi
Küresel türbülans ve Albayrak etkisi İktisatçı Prof. Dr. Hayri Kozanoğlu, eski Hazine Bakanı Albayrak’ın yeniden hükümette yer alacağı söylentileriyle piyasalarda çalkantı oluştuğunu hatırlatarak “Bu sadece isminin zikredilmesiyle değil, 2019-2020’da uygulanan ekonomi politikalarına Cumhurbaşkanı’nın sahip çıkmasıyla da ilgiliydi” diye konuştu. Buna ABD Başkanı Biden’ın 1.9 trilyon dolarlık harcama paketini hayata geçireceğiyle ilgili haberlerin ilave olduğunu anlatan Kozanoğlu, şöyle devam etti:“Önde gelen bazı uzmanların bunun enflasyonist etki yaratacağı yorumları ve en son ABD’de işsizliğin düşük çıkması tahvilde çalkantıya neden oldu. 10 yıllık tahvil getirileri 1.5’in üzerine çıktı. Bu dünyada faizlerin yükseleceği algısı oluşturdu ve satış başladı. Faizlerin yükselmesi, göreceli olarak Türkiye benzeri ülkelerdeki yüksek faizi daha az çekici hale getirir.” Türkiye’nin kırılganlıklarının devam ettiğini belirten Kozanoğlu, “Dünyadaki küçük sarsıntının Türkiye’ye çok daha şiddetli yansıdığını geçmişte gördük, bugün de benzeri oldu” dedi. Mustafa Çakır‘Ücretsiz izin istismarı’için düzenleme isteniyor
‘Ücretsiz izin istismarı’ için düzenleme isteniyor Hak-İş, işverenlerin “ücretsiz izin istismarı”nın önüne geçilmesi için Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı ile Hazine ve Maliye Bakanlığı’na başvurdu. Hak-İş Genel Başkanı Mahmut Arslan, salgından bu yana kısa çalışma ödeneğinden aktif çalışan ve talep eden herkesin yararlandığını hatırlatarak “Bundan yararlanamayanlarla ilgili olarak da ücretsiz izin söz konusuydu. Ancak bir kısım işverenlerimiz, özellikle küçük ve orta ölçek üzerindeki işletmeler ücretsiz izin uygulamasını kısa çalışma ödeneğinden yararlanamayanlarla sınırlı tutmadılar. İşyerinin mutat uygulaması haline getirdiler” dedi. Arslan ayrıca, işverenlerin işten çıkarma yasağını ortadan kaldırmak için İş Yasası’ndaki 25. maddeyi kullanarak tazminatsız fesih yoluna gittiklerini dile getirerek şöyle devam etti: “Salgında işten çıkarma yasağı, kısa çalışma ödeneği ve bunu alamayanlar için getirilen ücretsiz izin uygulamasını destekliyoruz. Ancak kısa çalışma uzatılacaksa, taleplerin dikkate alınacağı bir düzenlemeye ihtiyacımız var.” Mustafa ÇakırVodafone Türkiye 3 bin 500 kişiyi işe alacak
Vodafone Türkiye 3 bin 500 kişiyi işe alacak Vodafone Türkiye, gelecek 3 yılda 3 bin 500 kişiye daha istihdam sağlayacak. Hibrit çalışma modeli üzerinde çalışan şirketin mevcut 3 bin 100 çalışanı da Red Akademi’de eğitim alacak. Vodafone Türkiye, 2020’yi 2 milyar TL’ye yakın yatırım ve 13.6 milyar TL servis geliriyle kapatırken, son 15 yılda Türkiye’ye 25 milyar TL’yi aşkın yatırım yaptı. Şirket, 23.4 milyonu mobil ve 1.2 milyonu sabit genişbant olmak üzere 24.6 milyon müşteriye ulaştı.Vodafone Türkiye'nin 2020 performansı ve 2021 hedefleri, şubat başında CEO'luk (Üst Yönetici) bayrağını devralan Engin Aksoy'un katılımıyla gerçekleştirilen toplantıda paylaşıldı. Aksoy, 2020’nin sadece Türkiye değil tüm dünya için zor bir yıl olduğunu belirterek grup olarak iyi bir sınav verdiklerini söyledi. Aksoy şunları vurguladı:- Hem dijitalleşmede attığımız adımlar, hem finansal performansımız, grubumuzda örnek gösteriliyor. Üçüncü çeyrek verilerine göre, grubumuz içinde servis gelirleri bakımından en çok büyüyen operatör olduk.KOBİ'LERE ÜCRETSİZ DİJİTAL PAZARLAMA DANIŞMANLIĞI- Gelecek haftadan itibaren destek paketimizden yararlanmak isteyen tüm esnaf ve KOBİ’lere Dijital Pazarlama Danışmanlığı ücretsiz olarak sunulacak. Proje kapsamında 100 binden fazla KOBİ'ye ulaşacağız. Hedefimiz ise Türkiye'deki tüm KOBİ'ler.- Fiber hane kapsamasının 20 milyon hanenin üzerine çıkması gerektiğini düşünüyoruz. Bugün ilave 15 milyon hanenin kapsanması için 5 milyar dolar yatırım gerekiyor. Burada ortak altyapı kullanımı önemli.- Amacımız, Türkiye’yi mükemmeliyet merkezi olarak konumlamak. Süpermarket ve TOBi gibi başarılı uygulamalarımızı diğer ülkelerle paylaşmaya devam edeceğiz. - Teknoloji yatırımlarına aralıksız devam ediyoruz, toplam yatırımların yüzde 99'unu teknoloji yatırımları oluşturuyor. 81 ilde 23.4 bini aşkın 4.5G iletişim noktasıyla 4.5G'de en geniş kapsamaya sahip operatör olmayı sürdürüyoruz.- Vodafone Business çatısı altında işletmeleri yeni nesil teknolojilere hazırlıyoruz. 1.2 milyon kurumsal müşterinin teknoloji ortağı olarak çalışmalarımız sürüyor. - Yerli çözüm ortaklarımızla geliştirdiğimiz Red Kontrol, Bulut Santral ve Siber Güvenlik Operasyon Merkezi gibi çözümlerle ekosistem için yarattığımız iş hacmi yaklaşık 100 milyon TL oldu. Halihazırda 700 aktif tedarikçi ve bayi ile birlikte çalışıyoruz. Yerli teknoloji ekosistemimizi her geçen gün genişletmeye devam ediyoruz. Satın alma süreçlerimizin tamamında yerli üreticileri pozitif ayrımcılık yaparak önceliklendiriyoruz.- Tüm dünyada "amaç odaklı bir şirket" olmaya önem veriyoruz. Amaç odaklı bir şirket olarak, 2025 yılına kadar 1 milyar insanın hayatına dokunacağız ve operasyonlarımızdan kaynaklı çevresel etkimizi yarıya indireceğiz. Türkiye Vodafone Vakfı çatısı altında son 14 yılda toplam 4,3 milyonu aşkın kişinin hayatına dokunduk ve 47 milyon TL'lik sosyal yatırım yaptık.KIRMIZI IŞIK UYGULAMASI 358 BİN KEZ İNDİRİLDİ- Kadınların şiddetten korunması amacıyla geliştirdiğimiz "Kırmızı Işık" uygulaması bugüne kadar toplam 358 bin kez indirildi ve 2 bin 500 aylık aktif kullanıcı sayısına ulaştı.- Tüm dünyada yeni yol haritamızı "yeni nesil telekom şirketine dönüşmek" olarak belirledik. Bu doğrultuda 2025 yılına kadar 'Türkiye’nin en hızlı büyüyen dijital servisler şirketi' olmayı hedefliyoruz. Bu hedefe ulaşmak için 'Bağlantı, Vodafone Yanımda ve Vodafone Business' unsurlarından oluşan bir büyüme planı oluşturduk. Altyapımızı en yeni teknolojilerle geliştirmeye devam ederek müşterilerimize en iyi dijital deneyimi yaşatmaya devam edeceğiz. Şehriban KıraçMutfakta yangın büyüdü: Dört kişilik bir ailenin açlık sınırıbu ay 2 bin 719 TL liraya yükseldi
Mutfakta yangın büyüdü: Dört kişilik bir ailenin açlık sınırı bu ay 2 bin 719 TL liraya yükseldi Türkiye İşçi Sendikaları Konfederasyonu’nun (Türk-İş), Türkiye’deki “açlık” ve “yoksulluk” sınırlarıyla ilgili periyodik araştırmasının şubat ayı sonuçları, ülkede yaşanan ekonomik kriz ve Covid-19 salgınının özellikle emekçi gelirleri üzerindeki yıkıcı etkisini dikkat çekici şekilde ortaya koydu Araştırmaya göre, 2021 Şubat ayında dört kişilik bir ailenin sağlıklı, dengeli ve yeterli beslenebilmesi için yapması gereken aylık gıda harcaması tutarı (açlık sınırı) 2 bin 719 TL, gıda harcaması ile birlikte giyim, konut (kira, elektrik, su, yakıt), ulaşım, eğitim, sağlık ve benzeri ihtiyaçlar için yapılması zorunlu diğer aylık harcamalarının toplam tutarı ise (yoksulluk sınırı) 8 bin 856 TL oldu. Bu kapsamda açlık sınırını ifade eden mutfak enflasyonu aylık bazda yüzde 2.5, yıllık bazda yüzde 20.4 arttı. GÜNLÜK 90 LİRAAyrıca açlık sınırı geçen aya göre 67 lira, Şubat 2020’ye göre 462 lira, yoksulluk sınırı da aynı sırayla 218 lira ve 1503 lira yükseldi. Dört kişilik ailenin günlük gıda harcamasının 90 TL’yi aştığı belirtilen Türk-İş açıklamasında, işveren ve hükümet tarafından oyçokluğuyla belirlenmiş olan asgari ücretin net 2 bin 826 lira olduğu da hatırlatıldı.‘HİZMET’TE AYLIK ÜFE YÜZDE 2.06TÜİK’in “Hizmet Üretici Fiyat Endeksi, Ocak 2021” raporuna göre, H-ÜFE geçen ay önceki aya göre yüzde 2.06, bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 21.11 ve 12 aylık ortalamalara göre yüzde 15.87 arttı.Aylık artış, ulaştırma ve depolama hizmetlerinde yüzde 0.63, konaklama ve yiyecekte yüzde 2.66, mesleki, bilimsel ve teknikte yüzde 3.89, idari ve destekte yüzde 4.85 oldu. Ayrıca bilgi ve iletişim hizmetlerinde yüzde 2.37, gayrimenkulde yüzde 0.12 azalış görüldü. cumhuriyet.com.trFETÖ’cügeneral sınırda yakalandı
FETÖ’cü general sınırda yakalandı FETÖ soruşturması kapsamında hakkında yakalama emri olan firari emekli Tuğgeneral Nuri Cankıymaz, Yunanistan’a kaçmaya çalışırken Edirne’de yakalandı. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, eski Kara Kuvvetleri Komutanlığı İstihbarat Başkanı emekli Tuğgeneral Serdar Atasoy, eski Milli Savunma Bakanlığı (MSB) Personel Daire Başkanı emekli Tuğgeneral Nuri Cankıymaz, emekli Tuğgeneral Celalettin Çoban ve mahrem imam olduğu belirtilen Yaşar Özdemir hakkında 27 Ocak’ta gözaltı kararı verdi. Bu kapsamda, Atasoy, Çoban ve Özdemir yakalandı. Atasoy ve Çoban, çıkarıldıkları mahkemece adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı. Özdemir tutuklandı. Cankıymaz hakkında ise yakalama emri çıkarıldı.MSB, dün, yaptığı açıklamada Edirne’nin farklı hudut bölgelerinde beş kişinin Yunanistan’a kaçmaya çalışırken yakalandığını duyurdu. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı ise konuya ilişkin yaptığı açıklamada, “27 Ocak 2021 tarihinde verilen gözaltı kararı ile yakalanamayan ve hakkında yakalama emri çıkarılan şüpheli emekli Tuğgeneral N.C., Edirne’de, yasadışı yollardan yurtdışına kaçmaya çalışırken kolluk kuvvetlerince yakalanmıştır” ifadelerini kullandı. Açıklamadaki N.C’nin FETÖ itirafçısı olan eski Kara Kuvvetleri Komutanlığı İstihbarat Başkanı emekli Tuğgeneral Atasoy ile aynı soruşturmada yer alan ve aranan Nuri Cankıymaz olduğu ortaya çıktı. Cankıymaz’ın, Ankara’ya sevk edileceği belirtildi. Cankıymaz, 2011’de, Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar’ın orgeneral olduğu YAŞ kararı ile tuğgeneralliğe terfi ettirilmişti. cumhuriyet.com.trSuluboyaya egemen bir ressam
Suluboyaya egemen bir ressam Suluboya resimleri ile tanınan Hasan Kırdı’nın son sergisi, Ankara’da, Sevgi Sanat Galerisi’nde açıldı. Yapıtlarını kırsalın doğallığından etkilenerek gerçekleştirdiğini aktaran Hasan Kırdı, 19 Mart’a değin açık kalacak sergisi ilew ilgili sorularımızı yanıtladı:Resimleriniz daha çok doğaya yönelik. İnsanlarınız da o doğanın içinde. Pastoral çalışmayı özellikle yeğliyorsunuz... Bir kaçış mı bu?Hayatım kırsal bir ortamda geçti. Bu ortamdaki yaşantıların yalınlığı, doğallığı ve saflığı her zaman beni etkilemiştir. Yolculuklarımız sırasında yanı başından geçip gittiğimiz ya da uzaktan sadece bir görüntü olarak algıladığımız hayatları insanların görmesini ve etkilenmesini ve o hayatları düşünmeleri amacıyla bu konuları işliyorum. İnsanların kırsaldan şehirlere kaçışını ve tekrar o yerlere özlemlerini ironik bir şekilde onlara anlatmaya çalışıyorum aslında.‘EN ZOR TEKNİK’Siz suluboya resimlerle tanınıyorsunuz. Suluboyada ayrı bir ışık mı buluyorsunuz?Suluboya, en zor resim tekniğidir. Beni en çok çeken yanlarının başında bu gelir. Suluboya zariftir, naiftir. Ne yazık ki ülkemizde, hatta diğer ülkelerde de yeni yeni değerini buluyor. Her türlü teknikte resim yapabilirim, ama elim suluboyadan başkasına gitmiyor.Resimleriniz, izleyeni içine çekiyor. Orada olmak istiyorsunuz sanki. Bu duyguyu yaratmanın özel bir nedeni var mı?Evet, hemen hemen herkesin ortak fikri bu. Resimlerim insanları içine çekiyor. Resimlerimi herkesin duygu dünyasını etkilemesi üzerine yapıyorum. Benim gördüklerimi anlama çabası içine girmelerini amaçlıyorum. Sanırım bunda da başarılı oluyorum. Işık KansuTülay German’ın‘62-87 Burçak Tarlası’albümüKalan Müzik tarafından yeniden plak formatında yayımlandı
Tülay German’ın ‘62-87 Burçak Tarlası’ albümü Kalan Müzik tarafından yeniden plak formatında yayımlandı Bilim dünyasında ve sanat kültür ortamında başarılı ürünler vermiş, uluslararası takdir toplamış insanlardan bazılarının kendi ülkelerinde yeterince tanınmadığı biline gelir. Tülay German bu olgunun müzik dünyasındaki örneklerinden biridir. Kalan Müzik tarafından yakınlarda plak formatında düzenlenip yayımlanan “62-87 Burçak Tarlası” albümü ile Tülay German adına saygılı bir dikkatin yönelmesini umutla bekliyoruz. Bu albüm, ayrıca, Tülay German ile elli yıla yaklaşan dostluğumuzun bazı iz ve anılarını kafamda canlandırmama da yol açtı. 1960’ların ülkemizdeki müzik ortamında “pop” sözcüğü henüz yaygınlaşmamışken belli bir küçümsemeyle “hafif müzik” olarak anılan ama aslında caz esintileriyle de süslenmiş bir müzik türünde güzel örnekler yaratılabiliyordu. Özellikle, Erdem Buri’nin güçlü ses düzenleyicilik becerisi ile Tülay German’ın billur bir ses güzelliği ve olağanüstü yorumculuk yetisi bir araya geldiğinde çok güzel örnekler üretildiği biliniyordu. Ben uzunca yıllar sürmüş yurtdışı yaşam dönemimde burada olup bitenleri ancak uzaktan ve sınırlı olarak izleyebilmiştim. Türkiye’ye dönüşümde Erdem-Tülay ikilisinin birkaç dakikaya sığdırılmış benzersiz bir güzellik yoğunluğu taşıyan “Burçak Tarlası” adlı müzik ziyafetini keşfettiğimde çok etkilenmiştim. Kendileri ile tanışmak için peşlerine düştüğüm bu ikilinin ilerici dünya görüşüne sahip aydın sanatçılara da uygulanan soruşturmacı politik yönetim tavrından rahatsız olarak bir süredir yurtdışında yaşadıklarını üzülerek öğrenmiştim. Epeyce bir zaman sonra Philips plak şirketinde çok başarılı bir danışmanlık sürdüren Tülay German’ın kendilerinkine benzeyen bir dürtüyle o sıralarda o da yurtdışında yaşayan Zülfü Livaneli ile birlikte yaptıkları nefis bir uzun çalar müzik albümü Türkiye’ye de gelmişti. Ben bu güzel ürünle ilgili coşkulu bir değerlendirme yazısı yazmıştım. Bu olayın da kolaylaştırıcılığıyla Erdem ve Tülay ekibiyle Paris’te sıkça rastlaşır olmuştuk; bu güzel bağlantı Erdem Buri’nin vefatından sonra da Tülay German ile devam etti. AYDIN YURTTAŞBu çerçevede, Tülay German’ın güçlü sanatçı varlığına ve aydın yurttaş kişiliğine saygı ile yaklaşarak, onun eski ses kayıtlarından güzel seçkili albümler yayımlayan Kalan Müzik’in bu yayınlarından birinde albümün kapak yazısını bana yazdırmasından da mutluluk duymuştum. Tülay German Türkçe, Fransızca ve İngilizce söylediği şarkılarda harika biçimde sergilediği müziksel tellafuz rahatlığını Nâzım Hikmet için yaptığı plaklarda da ortaya koyuyordu. Büyük şairin Fransızcaya çevrilmiş bazı dizelerinin akıcı, duru bir Tülay German müziği ile birleşmiş olarak bir dönemlerin Paris’inde büyük takdir toplayan müzik yayıncılığı olaylarını oluşturduğu hatırlanmalıdır. German, Philips plak şirketiyle olan prestijli danışmanlık döneminde özellikle çeşitli ülkelerin folklor müziğini tanıtıcı “dünya müzikleri” arşivinin bir çeşit tek seçicisiydi. Bu gücü kullanarak Türk halk müziğinin geçmişinden anlamlı ve güzel örneklerin yer aldığı çeşitli albümleri de bu arşive kazandırmış ve onların evrensel müzik ortamlarında dolaşımını sağlamıştı. Tülay German, hiç kuşkusuz bir “büyuk sanatçı”dır. Sahip olduğu geniş kültür ona sesiyle olduğu kadar kalemiyle de etkileyici ürünler yaratma şansını vermiştir. Bunların yanısıra, ülkemiz sanat yaşamından anlamlı örneklerin uluslararası ortamlarda tanınmasını sağlamış bir büyük kültür elçimizdir. Erhan KaraesmenKültür sanat kurumlarına ekolojik dönüşümçağrısı
Kültür sanat kurumlarına ekolojik dönüşüm çağrısı Dünyayı bekleyen en büyük tehlike, iklim krizi. 2020’de Antarktika’da sıcaklık 20 dereceyi aşarak rekor kırdı, Amazon’da ormansızlaşma 10 yüksek seviyesine ulaştı, Avustralya’da iki yıl önceki yangınlar hâlâ akıllarda... Bütün bunlar yaşanırken gazetemizin dünkü sayısında sivil toplum kuruluşlarının Türkiye’ye çağrısıyla ilgili bir haber yer aldı. Paris Anlaşması’nı imzalayan 197 ülke arasında anlaşma için harekete geçmeyen 6 ülke arasında Türkiye de yer alıyor. Anlaşma, sıcaklık artışını 2 derecenin altında tutmayı ve 1.5 dereceyle sınırlandırmayı amaçlıyor.İklim kriziyle ilgili bir çalışma da İstanbul Kültür Sanat Vakfı (İKSV), kültür politikaları çalışmaları kapsamında 2011’den bu yana yayımladığı raporlara bir yenisini ekledi. “Ekolojik Dönüşüm için Kültür ve Sanat” başlıklı raporun sorusu şu: “Kültür-sanat ekolojik dönüşümde nasıl bir rol oynayabilir?” Raporda kültür sanat kurumlarının kendi ekolojik ayak izlerini düşürebileceği gibi yaratıcı kapasiteleri harekete de geçirebileceği vurgulandı. cumhuriyet.com.trVitrindeki Albümler
Vitrindeki Albümler Cava Grande ‘Hollow Shell’ (Santima Records) Aynı zamanda görsel tasarımcı olan Tan Tunçağ, elektronik müzik camiasının özgün projecilerinden biri; yetenekli, yaratıcı ve çok yönlü. Adını bilenler ekseri onu Portecho (biraz da Mira) ile tanımış olsa da Tan, son 25 yılda eli sayısız yere değmiş bir müzisyen. Son solo projesi Cava Grande adı altında ilk albümünü kurulduktan bir yıl sonra 2018 yılında yapmış; “Norm Universe” adındaki çalışmadan iki parça, bilgisayar oyunu formatında piyasaya sürülmüştü. İtalyanca’da “büyük taşocağı” anlamına gelen Cava Grande’yi Tan, melankolik ambient elektronika olarak tanımlıyor. Yeni albüm “Hollow Shell” bu tanıma harfiyen uygunluk içinde. İlkine göre ses paleti daha geniş bir çalışma “Hollow Shell”; atmosferik, sinematik synthesizer parçalarından oluşan albümün bir farkı da ilk kez vokalli parçaların yer almış olması. Trompette Serkan Emre Çiftçi, trombonda Hazal Döleneken’in eşlik ettiği albümün kapak tasarımı Mira’nın Miray Kurtuluş’u tarafından hazırlanmış. Önceden yayımlanan üç parça bu albümün geleceğini haber veriyordu. Detaylar dehlizinde dolanan katmanlı albüm, bir o kadar dinamik ve rahatlatıcı. Cava Grande tekinsiz günlerde bir parça huzur bulmak isteyenleri dünya dışı bir evrene davet ediyor.Demirayak ‘Freeze’ (Sarı Ev)Şükrü Demirayak’ı 2007 yılında Afyon Caz Festivali’ne gittiğimde tanımıştım. Bir bakliyat firmasının sahibiydi, şehrin önde gelen simalarındandı. Tesislerini gezdirdiğinde gördüm ki sadece bir işadamı değil (Amerikan arabalarından elektronik cihazlara) iflah olmaz bir koleksiyoncu ve müzik sevdalısıydı. Yedi yıl önce (2000 yılında) çıkardığı “Mesaj” adlı bir de albümü bulunuyordu. Bir daha görüşmedik ama hep haberlerini aldım. 2013 yılında bir albüm daha çıkarmıştı “To Be Or Not To Be” adında. Şükrü Bey seyrek bassa da durmadı, çalışmalarını sürdürdü ve şimdi bir albüm daha çıkardı. Şimdi 57 yaşında olan Şükrü Bey’in müzikal zevkleri hiç sapma göstermedi, ilk albümde hangi çizgiye ayak bastıysa onu sürdürdü. New-age ve elektronik müzik sevdasından vaz geçmedi. Salgın günlerinde üretilmiş 12 parçadan oluşan üçüncü albüm “Freeze” bütünlük içinde geçmiş çalışmalarının devamı niteliğinde. Demirayak albümlerini döneminde mevcut formatların hepsinde yayımladı; dijital, CD ve plak olarak. Hatta ilk albümünün kaseti bile vardı. Albümde iki Erol Temizel bir de İskender Paydaş remiksi var. “Freeze” iklim krizi, tükenen doğal kaynaklar ve yaşanabilir bir dünya temalarını işliyor. Temiz ve olgun bir albüm. cumhuriyet.com.tr20. Vehbi KoçÖdülü’nükazananİlkyar Vakfı’nın kurucusu Prof. Dr. Hüseyin Vural: Edıson’lar köylerde gizli
20. Vehbi Koç Ödülü’nü kazanan İlkyar Vakfı’nın kurucusu Prof. Dr. Hüseyin Vural: Edıson’lar köylerde gizli İLKYAR Vakfı’nda gönüllüler ulaştıkları köy okullarında edebiyattan resme, matematikten fiziğe kadar birçok alanda eğlenceli etkinlikler düzenliyor, ihtiyaç sahibi öğrencilere burs veriyor, hediyeler dağıtıyor, etkinliklerde başarılı olan çocukları Orta Doğu Teknik Üniversitesi ve Boğaziçi Üniversitesi’ndeki yaz okullarında ağırlıyor. İki genç. üniversite yıllarında tanışır, yola birlikte devam etme kararı verirler. İTÜ’de lisans, Boğaziçi Üniversitesi’nde yüksek, ardından ABD’de doktora. Kalpleri ülkeleri için atmakta, sorunlara kafa yormaktadırlar. Yurtdışında iken birbirlerine söz verirler: “Çok çalışacaktık, çok dürüst olacaktık, çok sevecektik...”İLKYAR Vakfı’nı ve Prof. Dr. Hüseyin Vural’ı 20. Vehbi Koç Ödülü’ne taşıyan sürecin ilk adımları sanırım bu ilk sözlerdi. Pandemi şartları nedeniyle dijital platformda yapılan bu yılki ödül, eğitim alanındaki öncü nitelikteki çalışmalarından dolayı İlköğretim Okullarına Yardım (İLKYAR) Vakfı ve vakfın kurucusu Prof. Dr. Hüseyin Vural’a verildi. İLKYAR, çok medyatik bir sivil toplum kuruluşu değil. Bunca sessizliğine karşın çok çok büyük işler yürütüyor ve ağırlıklı olarak gençlerden, üniversite öğrencilerinden oluşan devasa bir gönüllü ordusu var. HEDEF BİLİM SANAT KÖYÜÇevrimiçi törenin sunuculuğunu yapan Karadeniz Teknik Üniversitesi yüksek lisans öğrencisi Fatma Yıldırım da bir İLKYAR gönüllüsü. Bu süreci, sesi titreyerek “Hayatımı değiştiren, köyümün sınırlarını aşmamı sağlayan yolculuğum” olarak anlattı. Ödülünü Ömer M. Koç’un elinden alan Prof. Dr. Hüseyin Vural, çocukların ve gençlerin öykülerine değindiği konuşmasında şunları söyledi: “Çocuklara dokunduğunuz zaman çocuklar kendi kapasitelerini ortaya çıkarabiliyor. Her şeyin başı özgüven. Köy çocukları, eğitimde bu ülkenin en şanssız olan çocukları. Taşımalı eğitimle başka merkeze güzel okullara gidiyorlar, ancak okulun kaynaklarından pek faydalanamıyorlar. Hâlbuki bu ülkenin Edison’u büyük şehirlerden çıkacak diye bir şart yok. O köylerde belki de Edison’lar gizli. Bu köy çocuklarından bazılarını ‘bilim elçimiz’ olarak belirledik. Kendilerine çeşitli kaynaklar ilettik. Onlarla tablet üzerinden konuşuyor, deneyler yapıyoruz. Hayattaki en büyük yaşam motivasyonum, o çocukların güzel yerlere geldiklerini, ülkesine, milletine, insanlığa katkı sağladıklarını görmektir. Yaz Bilim Okulumuz 19 yıldır sürüyor. Kendi konusunda en iyi bilim insanları çocuklar ile buluşuyor. Yaz Bilim Okulu senede sadece 8-9 gün. Bunu yıl boyunca yapalım arzusundayız. Onun için de bir rüyamız var, köylerden ve şehirlerden çocukların geleceği, en güzel şekilde altyapısını kuracağımız ve sürekli güncelleyeceğimiz laboratuvarlar ile tüm çocuklara, anne ve babalara hitap edecek Bilim Sanat Köyü’nü kurmak istiyoruz.” ÖZGÜR DÜŞÜNCENİN TEMELİKoç Holding Yönetim Kurulu Başkanı Ömer M. Koç da salgınla birlikte süregelen sorunun daha da büyüdüğünü, eğitimde fırsat eşitsizliğinin daha da derinleştiğini vurgulayarak “Bizim en büyük sorumluluğumuz çocuklarımızı hızla değişen dünyaya hazırlamak. Onları 21. yüzyılın yetkinlikleriyle donatmalı, gerekli meziyetleri kazandırmalıyız ki yarının dünyasında kendilerine yer bulmanın ötesinde, söz sahibi de olabilsinler. Özgür düşüncenin temeli olan eleştirel okuma, analitik düşünme ve sentezleme becerilerini henüz okul yıllarında kazanan, donanımlı, bilim, kültür ve sanat alanlarında bilgi ve ilgi sahibi bireyler yetiştirmek hepimizin ortak sorumluluğudur” dedi. Özlem Yüzak