Turkish News Agency - TNA - THA

Turkish News - Türk Haber Ajansı - Haberler

Thursday, 04.03.2025, 08:44 PM (GMT)

News - Haberler

Libya’da kaygan zemin

Libya’da kaygan zemin Libya’da yeni hükümetin açıklanması öncesinde İçişleri Bakanı Başağa’ya yönelik saldırı haberi “normalleşmeye sabotaj” olarak değerlendirildi. Yeni dönem Türkiye’nin konumu için önem taşıyor. Dr. Naim Babüroğlu, Türkiye’ye de sıcak mesajlar veren Başkanlık Konseyi’nden ilk ziyaretin Kahire’ye yapılmasına dikkat çekerek Ankara’ya iki cepheyle ve Mısır’la temas öneriyor.Yeni hükümette yer alması beklenen İçişleri Bakanı Başağa’ya yönelik saldırı iddiasında bir kişi ölmüş, iki kişi ağır yaralanmıştı. Güvenlik ve İstikrarı Destekleme Birimi suikast iddiasını yalanladı, Başağa’nın konvoyundaki güvenlik ekibini suçladı.Libya’yı, yıl sonunda yapılacak seçime götürmesi planlanan hükümetin açıklanması öncesinde UUH İçişleri Bakanı Fethi Başağa’ya saldırı haberi ülkedeki “kaygan zemini” bir kez daha açığa çıkardı. Libya’da Birleşmiş Milletler (BM) arabuluculuğundaki süreç kapsamında ülkeyi aralık ayında yapılması planlanan seçime götürecek geçici hükümetin bu hafta açıklanması bekleniyor. Yeni hükümet, Trablus merkezli Yüksek Konsey ve Tobruk merkezli Temsilciler Meclisi’nin bir araya gelmesiyle oluşturulacak Meclis tarafından onaylandıktan sonra göreve başlayacak. Hükümete Meclis’ten onay çıkmaması durumunda onay yetkisi, Başkanlık Konseyi’ni belirleyen 74 kişilik foruma geçecek. Ülkede, hükümette hangi isimlerin yer alacağına ilişkin tartışmaların oluşturduğu sıcak bir siyasi atmosfer yaşanıyor. Mevcut hükümette yer alan bazı bakanların yeni kurulacak hükümette de yer alması Türkiye’nin bu ülkedeki konumu açısından önem taşıyor. Özellikle mevcut hükümette Türkiye’ye yakın isimler olarak anılan Savunma Bakanı Selahaddin Nemruş ile İçişleri Bakanı Fethi Başağa bu anlamda öne çıkıyor. Nemruş’un yeni kabinede koltuğunu koruması beklentisi yüksek görülürken son ana kadar pazarlıkların sürmesi bekleniyor. Trablus’ta konvoyla kent içinde hareket eden Başağa’ya önceki gün silahlı saldırı gerçekleştirilmişti. Saldırganlardan biri ölü, ikisi sağ olarak yakalandı. Saldırının geçiş hükümeti üzerinde baskı amacı güttüğü belirtiliyor. Libya’da geçiş hükümetini kuracak Başkanlık Konseyi için BM gözetiminde Cenevre’de 5 Şubat’ta Libya’nın 74 ayrı bölgesinden gelen temsilcilerin yaptığı seçimde Başağa’nın Başbakan, Tobruk merkezli Temsilciler Meclisi Başkanı Akile Salih’in de Başkanlık Konseyi Başkanı adayı olduğu liste seçimi kazanamamıştı. Başağa-Salih koalisyonuna karşı 74 temsilcinin 39’unun oyunu alan Tobruklu Muhammed el Menfi ve Misrata bölgesinden gelen Abdulhamid Dibeybe’nin listesi seçimi kazanmıştı. Libya’da yeni hükümetin kurulması sürecini Cumhuriyet’e değerlendiren İstanbul Aydın Üniversitesi Öğretim Üyesi Dr. Naim Babüroğlu, yeni Başkanlık Konseyi’nin göreve başlamasının ardından Türkiye’ye yönelik de sıcak mesajlar geldiğini, ancak Başbakan Abdülhamit Dibeybe’nin ilk ziyaretini Kahire’ye yaparak Mısır Cumhurbaşkanı Sisi’yle görüştüğüne dikkat çekti.‘MISIR’LA İŞBİRLİĞİ’Babüroğlu, “Bu da yeni yönetimin bir denge arayışı içinde olduğunu gösteriyor. Yeni hükümet, komşusu Mısır’la işbirliğine önem vereceğinin işaretini verdi. Türkiye’nin, yeni geçici yönetiminin, Sarraj’ın başbakanlığındaki UUH döneminde olduğu gibi devam edeceği ve ilişkilerde bir değişiklik olmayacağı yönünde aşırı iyimser bir beklenti içinde olmaması gerekir. Libya’da şu an çok kaygan bir zemin var” dedi. BM öncülüğünde yürütülen görüşmelerde Libya’daki tarafların, ülkedeki tüm yabancı güçlerin çekilmesi üzerinde sağladığı uzlaşıyı vurgulayan Babüroğlu, BM ve ABD’nin, ülkeyi terk etmesi gereken yabancı güçler arasında Rusya ve Birleşik Arap Emirlikleri’nin yanında Türkiye’yi de saydıklarını belirtti. Babüroğlu, şöyle konuştu: “Türkiye’nin oradan askeri varlığını çekmesi demek Libya’daki ağırlığını yitirmesi, Libya ile Türkiye arasındaki deniz yetki alanlarının sınırlandırılması anlaşmasının sonlandırılması gibi sonuçlara yol açabilir. Türkiye’nin oradaki varlığını devam ettirmesi için Libya’da Mısır ve Rusya’yla işbirliği yapması gerektiğini düşünüyorum. Libya’daki kaygan zeminde Mısır ve Rusya önemli aktörler. Türkiye’nin bu kaygan zeminde kendi çıkarlarını Mısır ve Rusya’yla işbirliğini artırarak ve Libya’daki doğu cephesiyle de ilişki kurarak koruyabileceğini düşünüyorum. Mısır, doğu cephesini destekliyor, ancak Trablus’ta elçilik açacağını açıkladı, yani Libya’daki tüm taraflarla ilişki kuruyor. ABD ve Rusya da Libya’daki tüm taraflarla görüşüyor. Türkiye’nin de iki cepheyle görüşmesi lazım. Sadece Trablus’la ilişki kurup ülkedeki diğer tarafları yok saymak Türkiye’ye fayda getirmez.” Hüseyin Hayatsever

Emekli OrgeneralÇetin Doğan’dan eski başbakan Yıldırım’a cevap: Binali Yıldırım’ın metin yazarlarıprompter’ıgüncellemiyor

Emekli Orgeneral Çetin Doğan’dan eski başbakan Yıldırım’a cevap: Binali Yıldırım’ın metin yazarları prompter’ı güncellemiyor Dün Cumhuriyet’te yayımlanan Orgeneral Çetin Doğan’ın 28 Şubat davasının sahte belgeleriyle ilgili açıklamalarına bugün de devam ediyoruz. Başka sahte belgeler de sunan Doğan, 28 Şubat’ın asıl hedefinin TSK olmadığını belirtiyor, “Hedef medyayı satın almaktı” diyor. Org. Doğan’a eski Başbakan Binali Yıldırım’ın Edirne il kongresindeki “Balyoz’lar, Ergenekon’lar... Bunlar yalan mıydı, elbette bunlar vardı” sözlerini de sordum. - Söyleşimizin dünkü bölümünde çok önemli bir belge paylaştınız. Bugün paylaşacağınız öteki belgenin konu bölümünde “Batı Harekât Konsepti’ yazıyor ve 28 Şubat dava dosyası ek klasöründe yer aldığı belirtiliyor. Bu belge de mi sahte?Evet, bu sahte dijital belgeye gerekçeli kararda 246 kere atıfta bulunulmakta ve kararın 170. sayfasında şöyle bir değerlendirme yer almaktadır: “Anayasada belirtilen milli iradenin üstünlüğü esasına aldatmaca denildiği, demokratik seçimlerle iktidara gelindikten sonra demokratik yollarla iktidardan gidilemeyeceğini, demokratik yollar dışında iktidarın görevden uzaklaştırabileceği şeklinde ön kabuller yapılarak anayasa ve yasalara aykırı olarak demokratik sistemlerin evrensel ilkeleri ile bağdaşmayan tespitler yapıldığı görülmüştür. Ciddi ve köklü tedbirler ve müdahale etme şeklinde beyanlar kullanılarak anayasa ve yasalara aykırı olarak askeri müdahale imkânının kalmayacağı açıkça vurgulanmıştır.” Islak imza taşımayan bu belge sahteliğinin ortaya çıkmasını önlemek amacıyla bilgisayarda taranarak 5 No’lu CD’ye kaydedilmiştir.- Avukatlar CD’yi Genelkurmay’a sormadı mı?Tabii ki sanık avukatları bilgi edinme kapsamında CD’nin seri numarasını vererek akıbeti hakkında Genelkurmay Başkanlığı’ndan bilgi talebinde bulunmuşlardır. Genelkurmay Başkanlığı’nın cevabi yazısında, söz konusu CD’nin 18 Haziran 2007 tarihinde Genelkurmay Bilgi Sistemler Başkanlığı deposundan sorumlu personel tarafından çıkarıldığının tespit edildiğini, ancak kime teslim edildiği konusunda bilgi bulunmadığı ifade edilmiştir. Bu husus 28 Şubat davasındaki sahte delillerin Balyoz davası için üretilenlerle aynı zaman diliminde üretildiğini kanıtlamaktadır. Ama bitti sanıyorsanız, yanılıyorsunuz... Üçüncü bir sahte belge de var... Batı Eylem Planı...- Orada ne deniyor?Gerekçeli kararın 580 sayfasında adı geçen bu belgenin, mahkeme heyetince, Esasa İlişkin Değerlendirme bölümünde “Suçun sübutuna ilişkin kanaatin oluşmasında esas alınan en önemli delil” olduğu belirtilmektedir. Öncelikle alıntısını yaptığımız “Belge aslı emanetin 2012/ 75 sırasında kayda alınmıştır” ifadesinin tamamen yalan olduğu, emanete alınanın belge aslı değil, CD5’ten çıktısı alınan dijital belgenin fotokopisi olduğu duruşmada kanıtlanmıştır. Söz konusu belgenin iki ayrı adrese gönderilmiş nüshalarının da “belgenin aslı olarak nitelendirilen” Genelkurmay Adli Müşavirliği’nce gönderilen nüshalarının imzaları da dahil CD5’ten çıktı alınarak kopyalandığı ortaya çıkmaktadır. Gerekçeli kararda 580 kere Batı Eylem Planı’na atıfta bulunmaktadır./Archive/2021/2/23/020603064-belge1.pngCUMHURBAŞKANI’YLA AYNI SAFTA MAĞDUR!- Geçenlerde Binali Yıldırım’ın Balyoz konusunda açıklamaları oldu ve büyük tartışma yarattı.... Bu konuda ne diyeceksiniz?Anlaşılan Sayın Binali Yıldırım’ın metin yazarları yeterli bilgi sahibi olamadıkları prompter’ı güncelleştirmiyorlar. Okuyanları şaşırtacağına emin olduğum Balyoz davasının bitmemiş serüvenine ilişkin güncelleme yapalım. Kamuoyunda Balyoz davasının kapandığı, adaletin yerini bulduğu yolunda genel bir algı oluşmuştur. Oysa Osmanlıca deyimi ile “Kazaye-i Anha” yahut halk deyişi ile “kazın ayağının hiç de öyle olmadığını” dava üzerinde siyasetin gölge ve müdahalesinin sürdüğünü, satırbaşları ile açıklayalım. Yapacağımız açıklama, kişisel bir yakınmanın ötesinde ülkemizde yaşanan “adalete ilişkin sorunlara” çare üretmek için atılması gereken öncelikli adımın ne olması gerektiğini tekrar hatırlatmak, cambaza bakmaktan kaçındırmak içindir.- 9 Ekim 2013 tarihinde Yargıtay 9. Dairesi, Balyoz davası sanıklarına Özel Yetkili İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesi’nin verdiği kararı oybirliği ile onadı. - Bu kararın ardından “paylaşım” sorunundan kaynaklı siyasi iktidar ile F. Gülen Cemaati arasındaki gerginlik, süratle tırmanarak 17 Aralık 2013 tarihinde yapılan “Rüşvet ve Yolsuzluk” operasyonu ile fiili bir çatışmaya döndü. - Başbakan Erdoğan’ın siyasi başdanışmanı Yalçın Akdoğan, 24 Aralık 2013 tarihli Star gazetesindeki köşesinde Gülen Cemaatini “Kendi ülkesinin milli ordusuna, milli istihbaratına, milli bankasına, milletin gönlünde yer edinen sivil iktidarına kumpas kurmakla” suçladı. - Balyoz davası sanık yakınları ve başta sevgili Şule Nazlı Erol olmak üzere avukatları, Anayasa Mahkemesi (AYM) önünde “Adalet Nöbetine” başladı. Sayın Akdoğan’ın Star gazetesindeki yazısı, ilgili çevrelerde siyasi iradenin işaret fişeği olarak algılandı. Balyoz sanıklarının bireysel müracaatına, AYM nihayet 18 Haziran 2014 tarihinde “hak ihlali” kararını verdi. - Anadolu 4. Ceza Mahkemesi’nde yeniden görülen Balyoz davasında bütün sanıklar mahkemenin 31 Mart 2015 tarihli kararı ile beraat etti. - Gel gör ki bu karar Anadolu Cumhuriyet Başsavcı Vekili Mehmet Aydın tarafından 9 Haziran 2015 tarihinde 7 kişi için temyiz edildi. İşin ilginç yanı, benim dışımda temyiz edilen silah arkadaşlarımın ayrı ayrı garnizonlarda (iki tümgeneral, iki tuğgeneral ve iki albay) görevli olmaları ve hiçbirinin 1. Ordu Karargâhı’na mensup olmamalarıdır. Bu subaylar, hiyerarşik komuta zinciri bakımından da 1. Ordu Komutanlığı’nın ast birlikleri olan kolordu komutanlarına doğrudan bağlı idiler. Haklarındaki suçlama sadece jenerik bir senaryonun tartışıldığı seminerde yaptıkları konuşmalardır. - Temyiz tarihinden 1.5 yılı biraz aşkın süre sonra cumhuriyet savcısı Süleyman Keleş tarafından 24.6.2016 tarihinde imzalı tebliğname Yargıtay 16. Ceza Dairesi’ne ve sanıklara gönderilmiştir. - Yine işin ilginç yanı, “tebliğnameyi” Yargıtay Başsavcı Vekili yerine imzalayan Sayın Süleyman Keleş’in, imza tarihinden bir hafta önce (17 Haziran 2016 tarihinde yayımlanan 548 sayılı Adli Yargı Kararnamesi ile) İzmir Bölge İdare Mahkemesi 2. Ceza Dairesi’ne üye hâkim olarak atanmış olmasıdır. - Anadolu 4. Ceza Mahkemesi’nin verdiği beraat kararından tam 6 yıl, duruşma talepli tebliğnamenin tebliğinden 4.5 yıl geçmesine rağmen hâlâ Yüksek Yargıdan bir ses çıkamadı. Buna karşılık iş bilir siyasetçilerden ve yardakçılarından hâlâ “Bal gibi Balyoz vardı” yolunda kamuoyunu aydınlatıcı (!) yargıyı ikaz edici nakaratlarını duymaya devam ediyoruz. Konuyu son olarak eşi pek görülmemiş ibretlik bir ironi ile noktalayalım:"Kumpas davalarının eski savcı ve hâkimlerini, yargılandığı kamu davasında ben ve silah arkadaşlarım ile Sayın Cumhurbaşkanı aynı safta resmen mağdur/müşteki/katılan sıfatları ile yer alıyoruz. Bunun yanı sıra ben, aynı zamanda FETÖ üyesi aynı hâkim ve savcıların iddia ve hükümleri ile sanık sıfatını taşımaya devam ediyorum. Ve bilir misiniz, 80 yaşını devirmiş birisinin 10 yılı aşkın süredir “sağır sultanlara” sesini duyurmak için bile bile havanda su döverken sevdiklerini birer birer yitirişinin acısını..."ASIL HEDEF MEDYAYI SATIN ALMAKTI- Ergenekon, Balyoz ve türevi davalardan Türk Silahlı Kuvvetleri’nin çok önemli darbe aldığı yadsınamaz. Bu noktada akla gelen soru şu oluyor: 28 Şubat davasının sizce kurgulanma amacı neydi?28 Şubat davası açıldığında TSK’nin belirttiğiniz davalarla tam teslim alındığını söyleyebiliriz. Bu nedenle kotarılan davanın asıl hedefinin TSK olmadığı kanısındayım.- Kimdi peki?Esasen ben dahil sanıkların bir bölümü, Balyoz davasının da sanıklarıdır. 28 Şubat davasında siyaseten bir dönemin rövanşını alma ve iktidarın dayandığı çelik çekirdek tabanı tatmin etme istemi olsa da asıl hedef medyayı teslim almaya yöneliktir. Bu konuda basın mensuplarının ve bazı siyasilerin eski cumhuriyet savcısı Bilgili tarafından soruşturmaya dahil edilmesi üzerine dönemin Başbakanı’nın 29 Eylül 2012 yılında verdiği demeci hatırlatalım: “Sadece medya sahipleri değil, bazı köşe yazarları çağrıldı. Çağrılmayanlar da var. Bana göre onların da çağrılması lazım. Bazı yerlere çağrıldılar, onlardan komut aldılar, orada bunlara neler söylendi. Bunları anlatmaları lazım. Patronların, gizli kalan gerçekleri söylemeleri lazım. Bugün söylemezlerse yarın muhakkak yine söyleyecekler, yine önlerine gelecek. Çünkü bu defter açıldı, kolay kolay kapanmaz. Bu gerçekler önümüze gelecek ki aydınlık geleceğimizi görelim.” Gerçekten de defter kapanmadı ama “Demokles’in Kılıcı” eğreti bir şekilde basının ve işadamlarının üzerinde sallandırılarak “yandaş medya” ve “yandaş işadamları” türetildi.THEMİS’İN KILICI ELE GEÇİRİLDİ, HOYRATÇA KULLANILIYOR- Sonuç?Ülkemiz dünyada basın özgürlüğü açısından 197 ülke arasında 134. sıraya yerleşti. Yargı erkinin siyasal kontrolü basının susturulmasında en etken rolü oynamaya hâlâ da devam etmekte. Canlı örneği halen Yargıtay aşamasında olan 28 Şubat davasının 13 Nisan 2018 tarihli gerekçeli kararında basının “Davanın Şerikleri” olarak nitelendirmesidir. Aşağıda gerekçeli karardan alıntı yaptığımız ifadeler adaletin simgesi Themis’in elindeki kılıcın kimler tarafından ele geçirilip hoyratça kullanıldığının kanıtıdır: “Meslek ilkelerini askıya alarak 28 Şubat darbesinin gerçekleştirilmesine sınırsız lojistik destek veren, çok sayıda -görüntülü - sesli - yazılı- medya kuruluşu ve medya mensubu, Genelkurmay Başkanı ve kuvvet komutanlarının taleplerine ve talimatlarına uygun haberler ürettiler. Gerçek olmayan haberler yayımladılar, gerçek olan haberleri gizlediler, sanal irtica haberleriyle gündem oluşturmaya çalıştılar.” “28 Şubat darbesinin gerçekleşmesinde, Hürriyet Gazetesi Yayın Yönetmeni Ertuğrul Özkök, Sabah Gazetesi Yayın Yönetmeni Ergun Babahan, Yazıişleri Müdürü Erdal Şafak, Milliyet Gazetesi Yönetmeni Halil Derya Sazak başta olmak üzere, çok sayıda gazeteci, radyo ve TV program yapımcıları çok önemli bir rol oynadı. Eğer medya desteği olmasaydı 28 Şubat darbesi gerçekleşmezdi. Bu darbe sürecinde, komutanların talimatıyla manşetler atanlar, haberler yapanlar, anayasayı ilga ve hükümeti düşürme suçlarının şerikleridir.” Gerekçeli kararda 21 kişiye müebbet hapis cezası verilirken yukarıdaki alıntıda söz konusu edilen talimatlara ilişkin tek satır gerçek bir belge bulunamadığını da belirtelim. İpek Özbey

Tazminatın takibi, tahsili ve devriyle ilgili işlemler netleştirildi

Tazminatın takibi, tahsili ve devriyle ilgili işlemler netleştirildi SEDDK’nin yeni düzenlemesine göre tazminat alacağı, sadece tazminat alacaklısının kendisi veya avukatı tarafından tahsil edilebilecek. Sigortacılık ve Özel Emeklilik Düzenleme ve Denetleme Kurumu (SEDDK), yeni bir genelge yayımlayarak özellikle bedeni hasarlarla ilgili süreçlerde önemli tartışmalar yaratan tazminat takibi, tahsili ve devriyle ilgili işlemleri daha belirgin hale getirdi. Genelgeye göre;- Tazminat alacağı ancak tazminat alacaklısının kendisi, kanuni temsilcisi veya kanuni temsilcisinin bizzat vekâlet verdiği avukatı tarafından ya da tazminat alacaklısının bizzat vekâlet vermesi kaydıyla alacaklının eşi, çocukları, annesi, babası, kardeşleri veya bunların avukatı vasıtasıyla takip edilebilecek. Tazminat alacağı da sadece tazminat alacaklısının kendisi veya avukatı tarafından tahsil edilebilecek.DOĞRUDAN ÖDENECEK- Hasar gerçekleştikten sonra onarımı veya tedariki mümkün bir kıymetin tazminat alacaklısı tarafından, hizmet sağlayıcısına başvurulması durumunda, tazminat alacaklısı tarafından sigorta şirketine hitaben yazılan ve ödeme işleminin doğrudan hizmet sağlayıcısına yapılmasına dair yazılı talebin, sigorta şirketine iletilmesi üzerine sigorta şirketi, hizmet bedelini doğrudan hizmet sağlayıcısına ödeyecek. Yine sigorta şirketi ile hizmet sağlayıcısı veya sağlık kuruluşu arasında ayrıca bir anlaşma olup olmadığına bakılmaksızın sigorta şirketi tarafından ilgili hizmet sağlayıcısı veya sağlık kuruluşlarına ödeme yapılacak.‘MERDİVEN ALTI’ ÖNLEMİMercury Sigorta Üst Yöneticisi Kurt Ebik, bu genelgenin bedeni ölümlü veya sakatlı trafik veya bireysel sorumluluk tarzı hasarlarındaki süreçleri kapsayan düzenleme olduğunu belirtti. Ebik, şöyle devam etti:“Bu düzenleme, merdiven altı tabir edilen bazı yetkisiz kişilerin mağdurdan aldıkları takip ve tazminat yetkisiyle işlem yapmasının önüne geçecek. Mağdur veya yakınları sigorta tazminatı hakkında bilgi sahibi olmadığından, gerekli temlik yetkisini bu tür takip işleri yapan kişilere devrederek alacağı tazminatın kat kat altında bir tutara imza atabiliyor. Çünkü o anda düşük bir meblağ ödemesi ve taziye masraflarının karşılanması ile mağdur maalesef kendi işlerinin hiçbir şey yapmadan hallolduğunu zannediyor.”‘OTO SERVİSLERİ NEFES ALACAK’Düzenlemeyi yorumlayan Tüm Oto Servisleri Federasyonu (TOSEF) Başkanı Ünal Ünaldı şuna dikkat çekti: “Yeni genelge ile birlikte sigortalılar, sigorta şirketleri ve servisler arasında problem teşkil eden aracılar ortadan kaldırıldı. Böylece dosya iş süreçleri kolaylaştırılarak servislerin verdikleri hizmetin tahsilatı konusunda rahat nefes alması sağlandı. Bu özellikle küçük ve orta ölçekli servisler için can suyu olacak.”SİGORTALI DOĞAL AFETLERİN DEĞERİ 97 MİLYAR DOLARAon’un yeni “Küresel Doğal Afetler Raporu”na göre 2020’de dünyada yaşanan belli başlı 416 küresel doğal afetin toplam ekonomik kaybı, tahmini olarak 268 milyar dolar. Bu rakam son 20 yılın “orta değeri” olan 246 milyar doların üstünde. Bu kapsamda sigortalanan yıllık kayıplar 97 milyar dolar civarında olurken, sigortalanmamış 171 milyar dolarlık kaybın toplam oranı yüzde 64 olarak ölçüldü. Raporu değerlendiren Aon Türkiye Eş Üst Yöneticisi Ferhan Özay, “Dünya giderek karmaşıklaştıkça yeni ortaya çıkan risklere karşı daha iyi planlama senaryolarına duyulan ihtiyaç da artıyor” dedi.‘KADININ GÜÇLENMESİ SÜREKLİ GÜNDEMİMİZ’Kadın liderliği ve yetenek hattı, ücret eşitliği ve cinsiyete dayalı ücret eşitliği, kapsayıcı kültür, cinsel taciz politikaları ve kadınları destekleyen marka kimliği kriterleriyle değerlendirilen AXA’nın “Bloomberg Cinsiyet Eşitliği Endeksi”ne dördüncü kez girdiği açıklandı. Bu listede sadece 380 şirket olduğunu hatırlatan AXA Sigorta Üst Yöneticisi Yavuz Ölken, “Çalışanlarımızın yüzde 54’ünü kadınlar oluşturuyor. Kadının güçlenmesi bizim için yeni bir gündem değil. Biz hem şirket içinde hem şirket dışında kadınların hayatına değer katacak girişimler üzerinde çalışıyoruz. Birleşmiş Milletler Kadının Güçlenmesi Prensipleri’ni imzalayarak da bu konuda ne kadar kararlı olduğumuzu gösterdik” dedi.‘EK AVANTAJLAR’ VE ‘GÜVEN’ ÖNE ÇIKTIDijital sigorta platformu Sigortaladım.com ve IPSOS tarafından tüketicilerin davranışlarına ilişkin yapılan araştırmaya göre internetten sigorta satın alırken vazgeçilmez iki unsur, platformların sundukları ek avantajlar ve markaya olan güven oldu. Katılımcıların yüzde 20’si kasko satın alma kararında yakınlarının tavsiyesini dikkate alırken, yüzde 19’u platformların ek avantajlar sağlaması durumuna göre karar veriyor. Yine araştırmaya göre katılımcıların yüzde 79’u araçlarını satana kadar kasko sigortasını yenilemeye devam ediyor. Sigortaladım.com Pazarlama Direktörü İzzet Özveren, “Pandemi online satışları etkiledi. 2019’da bu tür satış oranı yüzde 1.63 iken, 2020’de yüzde 2.31’e çıktı” diye konuştu. Serhat Aligil

Akbank Genel MüdürüBinbaşgil,‘uzaktan’banka müşterisi olmayıyorumladı

Akbank Genel Müdürü Binbaşgil, ‘uzaktan’ banka müşterisi olmayı yorumladı Akbank Genel Müdürü Hakan Binbaşgil, dün genel müdür yardımcıları Burcu Civelek Yüce ve İlker Altıntaş’la birlikte online toplantı düzenleyerek mart ayıyla birlikte başlayacak “uzaktan müşteri olma” uygulamasına yönelik hazırlıklarını anlattı. Uzun süredir bütünsel bir dijital dönüşüm stratejisi başlattıklarını ve bu alana düzenli yatırım yaptıklarını hatırlatan Binbaşgil, yeni dönemle birlikte tüketicilerin Akbank Mobil’i mobil cihazlarına indirerek şubelere gelmeden diledikleri yerden ve istedikleri zaman kâğıtsız, imzasız şekilde bankacılık hizmetlerine ulaşabileceğini açıkladı.İSTİHDAM DEĞİŞMEZSorular üzerine, yeni süreci istihdama etkisiyle birlikte yorumlayan Binbaşgil şöyle devam etti:“65 milyon akıllı telefon olduğunu varsayarsak artık her yer Akbank demek. Bu yeni sürecin getirdiği rekabet müşteriye yarayacak her anlamda. Sürecin çalışanlara etkisine gelince insan gerektiren katma değerli hizmetler ise her zaman olacaktır. Bu nedenle 12 bin olan çalışan sayısında önemli değişiklik beklemeyin, fakat iş yapış biçimimizde değişiklik bekleyin. Kredi, danışmanlık gibi katma değerli bankacılığa doğru zaten evriliyoruz. Daha iyi müşteri deneyimi çok önemli. Bunu yakalayan banka kazanacak. Ekip de çok önemli.” Mobil uygulamalarının 300’den fazla fonksiyon barındırdığını belirten ve kişisel içerikler ürettiklerini hatırlatan Burcu Civelek Yüce, yeni süreçle uçtan uca dijital dönem başlayacağını vurguladı.İLERİ GÜVENLİK OLACAKYüce, “Mobil uygulamamız indirilince, kredi, kredi kartı gibi her tür başvuru da yapılabiliyor. Ve bunlar hızla kullanıma da girecek. Ayrıca 1 yıl EFT, havale, limit üstü para çekimi, ortak ATM gibi hizmetler da ücretsiz olacak” dedi.İlker Altıntaş ise güvenlik için ileri kripto teknikleri ve otantikasyon yöntemlerinden faydalanacaklarını açıkladı. cumhuriyet.com.tr

Ipsos’un araştırmasına göre salgın toplumun alışkanlıklarınıdeğiştiriyor

Ipsos’un araştırmasına göre salgın toplumun alışkanlıklarını değiştiriyor Araştırma şirketi Ipsos’un salgın dönemine ilişkin verilerine göre eğitimli ya da eğitimsiz toplumun neredeyse yarıya yakını internetsiz bir hayat düşünemediğini belirtti. Ipsos’un “Koronavirüs Salgını ve Toplum Araştırmasının” 44. dönem verileri yayımlandı. Araştırmada vatandaşların salgınla beraber internet kullanımları, görüntülü görüşmeler, dijital alışverişleri izlendi. Araştırma sonuçları şöyle:- Salgın günlük hayatın birçok alanında davranış değişikliğine yol açıyor. Toplumun yüzde 46’sı internetsiz bir hayatı düşünemiyor. - Yükseköğretim mezunları arasında yüzde 57 olan bu oran ilköğretim ve altı eğitim seviyesine sahip bireyler arasında da yüzde 45. - Salgınla beraber toplumun yüzde 50’si internet kullanımlarının ciddi derecede arttığını ifade ediyor. Yüzde 28’inin ise kısmen artmış. - Çalışanların yüzde 41’i salgın başladığından bu yana iş amaçlı video konferansını daha fazla yapıyor. - Vatandaşların yaklaşık üçte biri artık çok daha fazla, dörtte biri ise kısmen daha fazla online kanallardan alışveriş yapıyor.Ipsos Türkiye CEO’su Sinan Gedik, “Büyük yıkımlar arkalarında iz bırakıyorlar, bu yeni durumun salgın sonrasında da genel olarak kalıcılaşması şaşırtıcı olmayacak” diye konuştu. cumhuriyet.com.tr

Ekonomi yönetimi değişse de AKP’nin gerilim politikasıve salgın olumsuz etkiliyor

Ekonomi yönetimi değişse de AKP’nin gerilim politikası ve salgın olumsuz etkiliyor Hizmet ve inşaat sektöründe sektörel güven bu ay azaldı. İmalat sanayiinde kapasite kullanımı yüzde 74.9’a indi. Turist sayısı da geçen ocak ayında yüzde 71.5 düştü. Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemine resmen geçilmesinden sonra Türkiye ekonomisindeki kriz daha da artarken, Nisan 2020’den bu yana yaşanan salgın da bu sorunları büyüttü. Ayrıca AKP’nin ülke içinde ve dışında uyguladığı gerilim politikası da süreci olumsuz etkiliyor. Dün açıklanan bir dizi veri ise geçen kasım ayında ekonomi yönetimindeki “köklü” değişiliğin de etkilerinin sınırlı olduğunu ortaya koydu:- Sektörel güven: TÜİK’in “Sektörel Güven Endeksleri, Şubat 2021” raporuna göre mevsim etkilerinden arındırılmış güven endeksi şubat ayında ocak ayına göre hizmet sektöründe yüzde 1.4 ve inşaat sektöründe yüzde 1.3 azalırken, perakende ticaret sektöründe yüzde 0.4 arttı. Bu kapsamda gelecek üç aylık dönemde hizmetlere olan talep beklentisi alt endeksi ise yüzde 3.1 azalarak 101.4 oldu. Perakende de gelecek üç aylık dönemde iş hacmi-satışlar beklentisi alt endeksi de yüzde 4 azalarak 112’ye indi. İnşaatta ise gelecek üç aylık dönemde toplam çalışan sayısı beklentisi alt endeksi yüzde 3.6 azalarak 89.3 değerini aldı. Bunlara karşın Merkez Bankası’nın açıkladığı ve imalat sanayiindeki gelişmeleri gösteren reel kesim güven endeksi ise Şubat 2021’de bir önceki aya göre 2.3 puan artarak 109.3 oldu.- Kapasite kullanımı: Yine Merkez Bankası’nın açıklamasına göre, imalat sanayii genelinde kapasite kullanım oranı (KKO), şubat ayında bir önceki aya göre 0.5 puan azalarak yüzde 74.9 oldu. KKO Kasım 2020’den sonra düşüşe geçti. Ayrıca yine şubatta mevsimsel etkilerden arındırılmış kapasite kullanım oranı da önceki aya göre 0.1 puan azalarak yüzde 75.5 oldu.- Çalışılan saat: TÜİK’in “İşgücü Girdi Endeksleri, IV. Çeyrek: Ekim - Aralık, 2020” raporuna göre sanayi, inşaat ve ticaret-hizmet sektörleri toplamında çalışılan saat endeksi, 2020 yılı IV. çeyreğinde 2019 yılın aynı çeyreğine göre yüzde 2.3 azaldı. Alt sektörler incelendiğinde, bu endeks sanayi sektöründe yüzde 2, inşaat sektöründe yüzde 9.6 artarken, ticaret-hizmet sektörlerinde yüzde 7 azaldı. Çalışılan saat verileri, salgın nedeniyle başlatılan ve emekçilerin düşük ücret almasına neden olan “kısa” ya da “ücretsiz” çalışma gibi uygulamalarla daha önemli hale geldi.- İhracatçı enflasyonu: TÜİK’in, “Yurtdışı Üretici Fiyat Endeksi, Ocak 2021” raporuna göre YD-ÜFE 2021 yılı ocak ayında bir önceki aya göre yüzde 1.37 düşerken, yıllık bazda yüzde 32.51 ve 12 aylık ortalamalarda yüzde 24.58 artış gösterdi. Sanayinin iki sektörünün yıllık değişimleri ise madencilik ve taşocakçılığında yüzde 33.07, imalatta yüzde 32.49 artış olarak gerçekleşti.2021 SOĞUMA YILI OLACAKKPMG Türkiye’nin, üçer aylık dönemlerle hazırladığı “Bakış” adlı raporunun yeni sayısında pandemi sonrası Türkiye ekonomisine ilişkin makro veriler değerlendirildi.Rapora göre bilinmeyenle mücadeleyle geçen 2020’yi, Türkiye pozitif büyüme ile kapatacak olsa da bozulan dengelerin yerini bulması zaman alacak. Türkiye 2021’in ilk yarısını yüksek faiz ortamı ve ekonomik soğuma süreci ile geçirecek. Bu süreçte atılacak reform adımları ise yılın geri kalanı ve daha uzun vade için önemli temel taşı olacak. Kısa vadeli öngörüler önceki dönemlere kıyasla görece olumlu olmakla birlikte salgında yeni dalgaların yaşanması ya da aşı sürecinin beklendiği gibi devam etmemesi gibi riskler önemini koruyor.TURİST YÜZDE 71 AZALDITurizmde salgının olumsuz etkileri devam ediyor. Türkiye’ye gelen yabancı ziyaretçi sayısı ocakta yüzde 71.48 azalışla 509.787 kişi olurken konaklama sektöründe doluluk oranlarındaki gerilemede sürdü. Turizm Bakanlığı’nın verilerine göre Türkiye’ye ocakta en çok ziyaretçi gönderen ülkeler sırasıyla Rusya, İran, Bulgaristan, Ukrayna ve Almanya oldu. 2020 yılında ise Türkiye’ye gelen yabancı ziyaretçi sayısı yüzde 72’ye yakın geriledi.OCAKTA DA OTELLER BOŞ KALDITürkiye Otelciler Birliği (TÜROB) 2021’in ilk ayında otel doluluk oranlarının geçen yılın aynı ayına göre yüzde 52.7 azalarak yüzde 29 olduğunu açıkladı. İstanbul’da düşüş yüzde 60’ı buldu.Analiz şirketi STR tarafından TÜROB için hazırlanan “Ocak 2021 Ülke Performans Raporu”na göre doluluk oranları gerilerken, oda gelirleri de düştü. Buna göre Türkiye’nin oda bedeli geçen yıla göre yüzde 17.9 düşüşle 55 Avro oldu. Sektörde en önemli gelir kalemi olarak kabul edilen toplam oda sayısı üzerinden oda başı elde edilen gelirler ise yüzde 61.2 düşüşle 15.9 Avro oldu.Sadece açık olan otellerin ortalaması dahil edilerek sağlanan ve geçici olarak kapalı olan otellerin hesaplamaya dahil edilmediği rapora göre şehir bazında İstanbul’da Ocak 2021 otel dolulukları bir önceki yılın aynı dönemine kıyasla yüzde 60.3 azalarak yüzde 27.1 olarak gerçekleşti. İstanbul’da oda bedeli 72 Avro ile Ocak 2020’ye göre yüzde 12.4 geriledi. Oda başı elde edilen gelirlerde ise geçen yıla oranla yüzde 65.2 düşüş gerçekleşti ve 19.5 Avro olarak ölçüldü. Antalya’daki doluluklar yüzde 46.1 azalarak yüzde 30.4 oldu. Oda bedeli de yüzde 5.3 düşüşle 43.1 Avro olarak gerçekleşti. cumhuriyet.com.tr

Şişli Belediyesi’ne hem‘alacak’hem‘işe iade’davasıaçtı

Şişli Belediyesi’ne hem ‘alacak’ hem ‘işe iade’ davası açtı Şişli Belediyesi’nin iştiraki Kent Yol’da çalışırken diğer arkadaşlarıyla eşit haklara sahip olmak için “alacak” davası açan ve ardından iş sözleşmesi feshedilen çöp kamyonu şoförü Turan Aktaş, 440 gündür belediye önünde eylem yapıyor. “Alacak” ve “işe iade” davasını kazandığını dile getiren Aktaş, “Davaları kazandım ama karşı taraf itiraz ettiği için istinaf mahkemesinde. Taleplerim kabul edilene kadar belediye önünde eylemlerime devam edeceğim” dedi. Gazetemize bilgi veren Şişli Belediyesi ise hukuki sürecin halen devam ettiğini açıkladı.Turan Aktaş, Atlas isimli taşeron şirketten Şişli Belediyesi’nin iştiraki olan Kent Yol şirketine Nisan 2018 tarihinde geçiş yaptı. Aktaş, diğer arkadaşlarıyla eşit ücret talebinin belediye yönetimi tarafından kabul edilmemesi nedeniyle belediyeye ve Kent Yol’a “alacak” davası açtı. Kent Yol yetkilileri, iddiaya göre Aktaş’a “davadan vazgeçersen haklarını alacaksın” sözünü verince Aktaş davadan feragat etti. Bir süre işe devam eden fakat haklarını alamayan Aktaş, dava düşmeden feragatten vazgeçti. Aktaş’ın iş sözleşmesi 20 Eylül 2019’da feshedildi. Geçen yıl Aktaş hem “alacak” davasını hem de açtığı “işe iade” davasını kazandı fakat her iki karara da Kent Yol itiraz etti. Şişli Belediyesi ise “Davacı işçinin davalı belediyeye ait personel olmadığı”, Kent Yol da “Davacının, işyerinde çalıştığı sırada ahlak ve iyi niyet kurallarına aykırı davrandığından iş akdinin davalı işverence haklı nedenle feshedildiği” savunmasını yaptı. Aktaş, “Bu şirket 22 senelik bir şirket. Burada çalışan sendikalı arkadaşlarımız var. Toplu iş sözleşmesi de vardı. Aynı hakları alabilir miyim diye sendika aracılığıyla yetkililerle konuştuk. Orada bize ‘mahkemeye gidin haklarınız varsa biz bu hakları veririz’ dediler. Sonra vermediler” dedi. Zehra Özdilek

8 aydır maaşalamayan belediyeçalışanı:‘Eşimin,çocuklarımın yüzüne bakamıyorum’

8 aydır maaş alamayan belediye çalışanı: ‘Eşimin, çocuklarımın yüzüne bakamıyorum’ Bitlis’in AKP’li Adilcevaz Belediyesi’nin işçilerin maaşını 8 aydır vermediği öğrenildi. Bir işçi, “Artık dayanacak gücümüz kalmadı. Eve gidip eşimizin, çocuklarımızın yüzüne bakamıyorum. Hani büyüyorduk, bu mu büyüme?” dedi. Pandemi nedeniyle yaşanan ekonomik sıkıntılar devam ederken Bitlis’e bağlı AKP’li Adilcevaz Belediyesi’nin işçilerin maaşının, “belediye kasasında para bulunmadığı” gerekçesiyle 8 aydır ödemediği ortaya çıktı.  Telefonla ulaştığımız ismini vermek istemeyen bir belediye çalışanı, “Artık dayanacak gücümüz kalmadı. Eve gidip eşimin, çocuklarımın yüzüne bakamıyorum” dedi. Adilcevaz Belediyesi Başkanı Necati Gürsoy ise maaşların 3,5 aydır ödenmediğini öne sürerek belediye arazini maaşları ödemek için sattıklarını açıkladı. Gürsoy, yaşanan bu durumun sadece AKP belediyesinde değil CHP ve HDP dahil olmak üzere tüm belediyelerde yaşandığı iddia etti. Ülke genelinde yaşanan ekonomik sıkıntılar devam ederken Adilcevaz Belediyesi’nde çalışan işçilerin ise maaş alamadıkları için mağdur oldukları öğrenildi. 8 aydır her gün mesai saatlerinde işe gidip gelen çalışanlar emeklerinin karşılığını almak için bekliyor. İsmini vermek istemeyen bir belediye çalışanı yaşanan süreç nedeniyle ağır bir depresyon geçirdiğini belirterek, “Düşünsenize belediyede kadrolu çalışansınız ama maaş alamıyorsunuz. Akrabaya, eşe, dosta muhtaç durumdasınız. 8 aydır bugün ödenecek maaşlarımız, yarın ödenecek diye sabrettim. Ama artık dayanacak gücüm kalmadı. Eve gidip eşimin, çocuklarımın yüzüne bakamıyorum. İhtiyaçlarını karşılayamıyorum” diye konuştu.  ‘KENDİ BELEDİYELERİNDE ÇALIŞANLARIN HALİNİ GÖRMÜYORLAR MI?’Bazı arkadaşlarının durumunun kendisinden de daha kötü olduğunu vurgulayan belediye çalışanı, “Ak Partili siyasetçiler yaptıkları her konuşmada ekonominin büyüdüğünü vs. söylüyor. Bu mu büyüme? Kendi belediyelerinde çalışanların halini görmüyorlar mı? CHP’li bir belediye 8 ay işçi maaşlarını ödemese dillerinden düşürmezlerdi” dedi. ‘İŞTEN ATILMAKLA TEHDİT EDİLİYORUZ’İsmini vermek istemeyen bir diğer belediye çalışanı ise şunları söyledi: Belediye arazisi 1 milyon 180 milyara satıldı. Bu para ile maaşlarımızın ödeneceği söylendi. Ama bize ödenen bir şey yok. İki çocuğum var. Eşim hamile. Babam emekli onun maaşıyla geçiniyorum. Birçok arkadaşımızın elektriği borçlar nedeniyle kesildi. İnsanlar bu maaş sorunu nedeniyle boşanmaya başladı. Esnaf bir ara borç veriyordu şimdi o da vermiyor. Belediye başkanını bir yerlere şikayet edince sürülüyoruz. İşten atılmakla tehdit ediliyoruz.”‘BELEDİYE ARAZİSİNİ SATTIK’Konuya ilişkin gazetemize açıklama yapan Adilcevaz Belediyesi Başkanı Necati Gürsoy çalışanların maaşlarının 3,5 aydır ödenmediğini belirterek, “8 ay gibi bir durum söz konusu değil. Daha önceden de birkaç ay ödemediğimiz aylar olmuştu. Son 3,5 aydır da ödeme yapamadık. Haftaya çalışanların maaşlarını ödeyeceğiz. Pandemi nedeniyle imkanlarımız azaldı. Personel sayımız fazla. Bu durum sadece bizde değil AKP, CHP, HDP dahil olmak üzere tüm belediyelerde yaşanıyor” dedi. “Belediye arazini maaşları ödemek için sattınız mı?” şeklindeki sorumuza ise Başkan Gürsoy, “Evet. Belediye arazini sattık. Alınan paranın 602 bini işçi maaşlarına ayırdık. 200 bin SGK ödedik. Biraz mazot vs. borcu ödedik. Geriye bir şey kalmadı. Açık fazla” ifadelerini kullandı. Seyhan Avşar

Garantiödemeleri kapsamındaşirketlere neödendiği sorularına cevap yok

Garanti ödemeleri kapsamında şirketlere ne ödendiği sorularına cevap yok Hükümetin ödeme garantisiyle yaptığı projelere ilişkin sorular, Bakanlık tarafından yanıtlanmak yerine geçiştiriliyor. İktidar, garanti ödemeleri nedeniyle kamuya ağır yük oluşturduğu gerekçesiyle eleştirilen yap-işlet-devret (YİD) projeleri hakkında milletvekillerinden gelen soruları geçiştirmeye başladı. Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Adil Karaismailoğlu, milletvekillerinden gelen sorulara aynı tek cümle ile yanıt verdi. Bu yanıtta da ne kadar ödeme yapıldığı konusunda hiçbir ayrıntı verilmedi.Hükümet havaalanı, köprü ve yol projelerini kamu özel işbirliği (KÖİ) kapsamında YİD modeliyle gerçekleştiriyor. Bu modelde şirketlere köprüden ne kadar araç geçeceği, havaalanının kaç yolcu tarafından kullanılacağı konusunda garanti veriliyor. Köprüden geçen araç sayısı ya da havaalanını kullanan yolcu sayısı verilen garantinin altında kaldığında Hazine tarafından şirketlere ödeme yapılıyor. Muhalefet, yurttaşın “geçmediği yolun” parasını ödemek zorunda kaldığına dikkat çekerek bu projeleri eleştiriyor. Hükümet ise tüm bu eleştirilere karşın Kanal İstanbul Projesi’ni de KÖİ modeli ile yapmaya hazırlanıyor. YİD projelerinde garantiler kapsamında Hazine’den ne kadar ödeme yapıldığı konusundaki sorular ise geçiştiriliyor.CHP Kütahya Milletvekili Ali Fazıl Kasap, Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Adil Karaismailoğlu’na garanti ödemelerinin Avro olarak ilgili yılı izleyen ilk ayda yapıldığına dikkat çekerek, Zafer Bölgesel Havaalanı için ocak ayında ne kadar ödeme yapıldığını sordu. Kasap, “2020 yılında Zafer Bölgesel Havalimanı’nda iç ve dış hat giden yolcu sayısı ne kadardır? Bu sayı 2020 yılında garanti edilen toplam yolcu sayısının ne kadar altında kalmıştır? 2021 yılı için Zafer Havalimanı’na iç ve dış hat giden yolcu için garanti edilen yolcu sayısı ne kadardır” sorularına da yanıt istedi.HİÇBİR DETAY YOK!Bakan Karaismailoğlu ise sorulara detaylı yanıt vermedi, ne kadar ödeme yapıldığı sorusunu yanıtsız bıraktı. Bakanın tek cümlelik yanıtı şöyle oldu: “YİD projelerinde tüm iş ve işlemler mevzuatına uygun olarak, uygulama sözleşmelerinde yer alan hükümler çerçevesinde yürütülmektedir.”HDP İstanbul Milletvekili Oya Ersoy da YİD modeli ile yapılan Yavuz Sultan Selim Köprüsü ile ilgili Bakan Karaismailoğlu’na bazı sorular yöneltti. Köprüden öngörülen sayıda araç geçmediği için Hazine tarafından şirkete her yıl geçiş garantisi ödemesi yapıldığına işaret eden Ersoy, “Yavuz Sultan Selim Köprüsü için sadece 2019 yılında Hazine tarafından şirkete yaklaşık 3 milyar TL geçiş garantisi ödemesi yapılmıştır” dedi. Ersoy, şu soruları yöneltti:“Hazine’nin 2016 yılında açılan Yavuz Sultan Selim Köprüsü için IC İçtaş İnşaat-Astaldi Konsorsiyumu’na (ICA) yaptığı geçiş garantisi ödemelerinin yüzde 10’unu İstanbul Büyüşehir Belediyesi’ne aktarması söz konusu iken hiçbir ödeme yapmıyor olmasının nedeni nedir? 2016 yılından itibaren köprüden kaç araç geçmiştir? Elde edilen gelir ve geçiş garantisi nedeni ile firmaya yapılan ödeme miktarı ne kadardır? 2016 yılından itibaren köprünün geçiş garantisi ödemelerinden bakanlığınıza ödeme yapılmış mıdır? Ödeme yapıldıysa tutar ne kadardır?”Karaismailoğlu bu sorulara da yine tek cümlelik aynı yanıtı verdi. Başka hiçbir ayrıntının yer almadığı yanıtta şöyle denildi:“YİD projelerinde tüm iş ve işlemler mevzuatına uygun olarak, uygulama sözleşmelerinde yer alan hükümler çerçevesinde yürütülmektedir.” Mustafa Çakır

Kadınlar vardır ve edepsiz değildir!

Kadınlar vardır ve edepsiz değildir! 8 Mart Kadınlar Günü yaklaşırken kültür ve sanatın her dalında kadınlara, kadınların ürettiklerine ve yer aldıkları etkinliklere yer açılıyor. Kadınlar vardır; sanatta, kültürde, bilimde, sporda, siyasette, ekonomide, edebiyatta, her yerde! Ve kadınlar girdikleri her yerde daha cesur, daha başarılı, daha titiz, daha dayanıklı, daha yaratıcı! Aslında sadece eşitlik, özgürlük ve hak isteyerek girdikleri var olma kavgasında pek yakında eşitlik isteyecek olanlar erkekler olacak! Gibi görünüyor? Bunları bu kadar rahat yazabilmemizin nedeni, Cumhuriyet gazetesinin bugün neredeyse kadınlar tarafından yönetilip hazırlanıyor olması! Nereden girdik kadınlar konusuna derseniz; önümüz 8 Mart, kadın haftası. Kültür sanat dünyası da kadınlara eğiliyor. Tiyatroda kadın oyunları, sinemada kadın filmleri, her yerde KADINLAR VAR. Bu cesur girişi yazma konusunda bizi kışkırtan ise Sinema Kundura’nın film haftası oldu: Sinemada Edepsiz Kadınlar! Espri olsun ve dikkat çeksin diye attıkları bu kışkırtıcı başlığın altında tabii ki biraz cinsellik yatıyor. Kadınlar cinsellikle ilgilendi mi “edepsiz” oluyor! Kadın cinsel haz konusunda oyuncu değil, sadece nesne olmaya itilmiş yüzyıllarca. Geçen günlerde yayımladığımız kadın sünnetinin de altında yatan gerekçe bu değil miydi? Cinsel yaşamda partner, oyuncu olmayı dile getirmek bile edepsizlik sayılıyor. Dinci çevreler kadına neredeyse gülmeyi, kahkaha atmayı, hatta başını kaldırıp bakmayı yasaklıyor. Oysa kadınlar var, her yerde. Başları dik, bakıyorlar da gülüyorlar da üretiyorlar da. Pandemi koşullarında yeterince kutlayamayacak olsak da 6-7 Mart’tan başlayarak İstanbul’u Koşuyorum, sanal koşusundan tutun da her türlü dijital platformda kadınlar var! Seneye dileğimiz, sokaklarda, meydanlarda 8 Mart’ı kutlamak üzere bu yıl dijitalde boş durmuyoruz.SİNEMANIN KADINLARIKundura Sinema’nın çevrimiçi programı “Sinemanın İlk Edepsiz Kadınları” adlı gösterim ve söyleşi programıyla devam ediyor. 2016’da Donald Trump’ın başkanlık seçimi konuşmasında Hillary Clinton’a yönelik mikrofonlara bir hakaret olarak söylediği “Nasty Woman” (Edepsiz Kadın)*, bir anda küresel bir feminist hareketin sloganına dönüştü. Bu sözden esinlenerek hazırlanan “Sinemanın İlk Edepsiz Kadınları” seçkisinin konuşulacağı programda, 6 sessiz film gösterilecek. Elif Rongen-Kaynakçı, Laura Horak ve Maggie Hennefeld’in kürasyonunda hazırlanan “Sinemanın İlk Edepsiz Kadınları”, dönemin meşhur olan ama bugünün isimsiz kadın komedyenlerinin tabuları yıkan performanslarını hatırlarken, 20. yüzyılın başında sinemada etkin olan kadınların film endüstrisindeki rollerini yeniden değerlendirmemiz için bir fırsat da sunacak. Küratörlerinin eşliğinde “Sinemanın İlk Edepsiz Kadınları”nın konuşulacağı ve müzisyen Gonca Feride Varol’un özgün müzikleri eşliğinde altı filmin gösterileceği program, 8 Mart’tan itibaren beykozkundura.com adresinden çevrimiçi ve ücretsiz izlenebilecek.Programda gösterilecek filmler:- La pile électrique de Léontine (1910) Kısa, Fransa, S&B, 5’ Yapım: Pathé Comica- La grève des nourrices / Nurses’ Strike (1907) Kısa, Fransa, S&B, 12’ Yönetmen: André Heuzé Yapım: Pathé Comica- La fureur de Mme Plumette (1912) Kısa, Fransa, S&B, 6’ Yapım: Pathé Comica- Zoé et la parapluie miraculeux (1913) Kısa, Fransa, S&B, 4’ Oyuncu: Little Chrysia Yapım: Pathé Comica- Rowdy Ann (1919) Kısa, ABD, S&B, 15’ Yönetmen: Al Christie Oyuncular: Fay Tincher, Eddie Barry, Katherine Lewis- Amour et science / Love and Science (1912) Kısa, Fransa, S&B, 14’ Senaryo: M.J. Roche Oyuncular: Émile Dehelly, Renée Sylvaire Yapım: Société Française des Films ÉclairTÜRKİYE’DE DÖRT KENTTE KADIN OYUNLARI FESTİVALİTürkiye’nin ilk kadın temalı tiyatro festivali olan Kadın Oyunları Festivali, mart ayı içerisinde dört ayrı yerde sanatseverler ile buluşuyor! Ankara Sanat Tiyatrosu sanat yönetmenliğinde ve Atölye Kültür Sanat organizasyonu ile seyircili olarak yapılacak festival, 1-5 Mart tarihleri arasında Bandırma Belediyesi ev sahipliğinde Barış Manço Kültür Merkezi’nde başlayacak. Sonrasinda 4-11 Mart tarihleri arasında Ankara’da AST Bilkent Sahne’de devam edecek. 23-27 Mart tarihlerinde ise Ayvalık Belediyesi’nin ev sahipliğinde Vural Sineması Nejat Uygur sahnesinde yine seyircili olarak sahnelecek olan festival oyunlarının dijital gösterimi ise Çanakkale Belediyesi aracılığı ile belediyenin sosyal medya hesaplarından 8-17 Mart tarihleri arasında tüm Türkiye’den izlenebilecek. Toplam 7 oyun, 17 gösterim ile her ayakta farklı oyunların sahneleneceği festivalde, salonların boş koltuklarında cinayete kurban giden kadınların fotoğrafları asılı olacak. Pandemi kuralları gereği boş bırakılacak olan koltuklar da satışa açılmış olup gelirinin bir bölümü “Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu”na aktarılacak. Ayrıca Türkiye’nin önde gelen kadın karikatüristlerinden Ramize Erer’in karikatür sergisi de festival süreleri boyunca festival salonlarında ziyaretçilere açık olacak.FESTİVAL PROGRAMI DOLU DOLU- Bandırma / 1-5 Mart 2021 / Barış Manço Kültür Merkezi 1 Mart Pazartesi - Frida 2 Mart Salı - Shirley 3 Mart Çarşamba - Bernarda 5 Mart Cuma - Evin Kokusu 1-15 Mart - Ramize Erer Karikatür Sergisi- Ankara / 4-11 Mart 2021 / AST Bilkent Sahne 4 Mart Perşembe - Frida 9 Mart Salı - Dansöz 10 Mart Çarşamba - Evin Kokusu 11 Mart Perşembe - Bernarda 4- 11 Mart - Ramize Erer Karikatür Sergisi- Çanakkale / 8-17 Mart 2021 / Çanakkale Belediyesi Sosyal Medya 8 Mart Pazartesi - Furuğ 15 Mart Pazartesi - Dansöz 16 Mart Salı - Evin Kokusu 17 Mart Çarşamba - Bernarda- Ayvalık / 23-27 Mart 2021 / Vural Sineması Nejat Uygur Sahnesi 23 Mart Salı - Shirley 24 Mart Çarşamba - Dansöz 25 Mart Perşembe - Evin Kokusu 26 Mart Cuma - Bernarda 27 Mart Cumartesi - Ben Anadolu 23-27 Mart - Ramize Erer Karikatür SergisiMORRİS’İN ‘ÇIPLAK KADIN’I YENİDEN BASILDIİnkılâp Kitabevi, zoolog Desmond Morris’in, kadın bedenini anlama kılavuzu sayılabilecek çalışması Çıplak Kadın’ı yeni kapak tasarımıyla yeniden okurlarla buluşturuyor. Kadın vücudunu büyük bir titizlikle tepeden tırnağa inceleyen Morris’in; bir zooloğun bakış açısıyla, tamamıyla bilimsel gerçeklere dayanarak ve büyüleyici anekdotlarla bezeyerek kaleme aldığı Çıplak Kadın zihinlerde kışkırtıcı soru işaretleri uyandırıyor. Tüm kadınlarda ortak olan biyolojik özelliklerin nasıl bir evrim geçirdiğine özellikle dikkat çeken Morris, toplumların kadın vücudunu mükemmelleştirmek yolunda karşılaştıkları zorlukları ve geçirdikleri aşamaları keşfetmeye çalışıyor.NÜKHET İÇİN ‘DURU OLMAK’...Nükhet Duru’nun son albümü “Hikâyesi Var”ı odağına alan “Duru Olmak” adlı müzik belgeseli 19 Şubat’ta Netflix’te izleyiciyle buluştu. Netflix’te yayımlanan Türkiye yapımı ilk belgesel olma niteliğini taşıyan “Duru Olmak”ın hazırlıklarına Nükhet Duru’nun düetlerden oluşan son albümü “Hikâyesi Var”ın iki yıla uzanan yaratım süreci esnasında başlandı. Belgeselde hem sanatçının son albümüne hem de hayat hikâyesine farklı bir açıdan yaklaşılıyor. Belgeselde, “Hikâyesi Var” albümünde Duru’nun birlikte çalıştığı Sıla, Kenan Doğulu, Teoman, Mabel Matiz, Funda Arar, Ceylan Ertem, Ata Demirer, Kalben, Zeynep Bastık, Rubato, Sena Şener ve Evrencan Gündüz ile yapılan görüşmeler de yer alıyor. Yönetmenliğini Mu Tunç’un yaptığı, yapımcılığını Evren Ercan’ın üstlendiği belgeselin orijinal müziklerini Orkun Tunç hazırladı. cumhuriyet.com.tr

Akciğer kanseri dünyada en sık ortayaçıkan ikinci kanser

Akciğer kanseri dünyada en sık ortaya çıkan ikinci kanser Kapalı ameliyatlar akciğer kanserinde iyileşme süresini kısaltıyor! Göğüs Cerrahisi Uzmanı Prof. Kutlu: Kapalı yöntem kullanılarak akciğerin en küçük anatomik parçasının çıkarılması, hasta açısından kolay ve az hasarla atlatılması mümkün hale gelmiştir. Sinsi seyreden akciğer kanseri göğüs ağrısı, nefes darlığı, kanlı balgam tükürme, öksürük gibi belirtiler veriyor. Cerrahide son yıllarda uygulanan kapalı ameliyatlar (Minimal İnvazif Yöntemler) cerrahi sonrası hastanın iyileşme süresini kısaltıyor. Göğüs Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Cemal Asım Kutlu, “Kapalı yöntem kullanılarak akciğerin en küçük anatomik parçasının çıkarılması uzun yıllar çok ağır bir cerrahi girişim olarak kabul edilen bir tedavi şeklinin artık çok daha hasta açısından kolay ve az hasarla atlatılması mümkün hale gelmiştir” dedi.ARTAN DENEYİMLERTürkiye’de 2020 yılında yaklaşık 233 bin kişi kanser tanısı alırken; 126 bin kişi ise hastalık nedeniyle yaşamını yitirdi. Üllkemizde çok sayıda başarılı akciğer nakli ameliyatına da imza atan Prof. Kutlu, ilk akciğer ameliyatlarının tarihçesinin 15. yüzyıla kadar uzandığını söyledi. Artan deneyimler sonunda bazı durumlarda tüm akciğerin çıkarılmasının gerek olmadığı, akciğerin anatomik bir parçasının çıkarılmasının da aynı başarıyı sağladığının gözlendiğini söyleyen Kutlu, “Bu gözlem ile lobektomi (akciğerin anatomik bir parçası, sağ akciğer 3, sol akciğerde 2 adet bulunur) tümör cerrahisinin standart girişimi olmuştur. Yaklaşık 50 yıllık bir dönemde göğüs cerrahları lobektomiyi uygun olgularda başarı ile uygulamışlardır. Bu dönemde birçok teknik gelişmeler olmuş, anestezi ve yoğun bakım alanlarında elde edilen gelişmelerle işlem hemen tüm dünyada yapılır hale gelmiştir” diye konuştu.DAHA AZ HASARBilgisayarlı tomografilerin günlük kullanıma girmesiyle akciğer içinde herhangi bir bulgu vermeyen küçük tümörlerin de saptanmaya başlandığını anlatan Kutlu, özetle şöyle devam etti: “Özellikle dünyanın çeşitli ülkelerinde riskli grupların belli aralıklarla taranması küçük tümörlerin saptanma sıklığını daha da artırdı. Bu gelişmeye paralel olarak, göğüs cerrahisi kliniklerinde küçük tümörlerin tedavisinde lobektomi yerine daha küçük bir girişimin başarılı olup olmayacağı sorgulanmaya başlandı. Akciğerin en küçük anotomik ünitesi olan bir segmentin çıkarılması yani segmentektomi ameliyatının başarısı yaygın olarak araştırılmaya başlandı.EN KÜÇÜK DOKU KAYBIBu tartışma yaklaşık 30 yıl öncesinden başlamış olmasına, yıllar içinde birçok çalışma yapılmasına rağmen tüm dünyada henüz tam bir görüş birliği sağlanamamıştır. Bu girişimin en önemli faydası tümörün uygun şekilde tamamının çıkarılması ve mümkün olan en küçük sağlam doku kaybıyla hastalığın tedavi edilebilmesidir. Bu girişimden sonra hastalar hemen hemen hiç fonksiyonel kayba uğramamaktadır. Daha da ötesi, bu tür tedavilerden sonra elde edilen uzun yaşam süreleri içinde rastlanabilecek ikinci bir hastalığın cerrahi tedavisi olasılığının ortadan kalkmamış olmasıdır. Göğüs cerrahisinde yapılan ilk endoskopik, kapalı veya diğer adıyla video yardımlı işlem 1991 yılında İngiltere’de yapılmıştır. Yaklaşık 10 yıllık bir süre sonra bu ameliyatların başarısı açık cerrahi girişimler kadar olmakla kalmayıp, sonuçlarının daha da iyi olduğu görüldü. Burada yapılan işlemin hastaya getirdiği yük daha az olmakta, ameliyat sonrası dönem kısa sürmekte ve hastanın korunmuş fonksiyonları sonraki ek tedavilerin daha kolay tolere edilmesini sağlamakta ve tüm tedavinin başarı oranını artırmaktadır. Elbette elde edilen deneyimler ve teknik gelişmeler böylesi girişimlerin daha da etkili ve hasta yararına olacak şekilde geliştirilmesi önümüzdeki yıllarda da devam edecektir.” Sibel Bahçetepe

Joe Biden: Acılar karşısında hissizleşmeye direnmeliyiz

Joe Biden: Acılar karşısında hissizleşmeye direnmeliyiz ABD'de koronavirüs kaynaklı ölümlerin sayısı 500 bini aşarken Başkan Joe Biden "Bir ulus olarak bunu kaderimizmişçesine kabullenemeyiz. Acılar karşısında hissizleşmeye direnmemiz gerekiyor" dedi. Getty ImagesABD'de koronavirüs kaynaklı ölümlerin sayısı 500 bini aşarken Başkan Joe Biden "Bir ulus olarak bunu kaderimizmişçesine kabullenemeyiz. Acılar karşısında hissizleşmeye direnmemiz gerekiyor" dedi.ABD Covid-19'un yol açtığı ölümlerde dünyada ilk sırada bulunuyor. Ülkedeki 28,1 milyon vaka da bu alanda bir rekor.Biden "Bugün bütün Amerikalılara hatırlamalarını söylüyorum. Kaybettiklerimizi ve arkamızda bıraktıklarımızı hatırlayın" diye konuştu ve koronavirüs nedeniyle ölenlerin sayısının 1. Dünya Savaşı, 2. Dünya Savaşı ve Vietnam Savaşı'nda hayatını kaybedenlerin toplamından daha fazla olduğuna dikkat çekti.1972'de eşi ve kızını bir araba kazasında, 2015'te de oğlunu beyin kanserinden kaybeden Biden "Benim için keder ve matemden çıkış, kendime bir amaç bularak olmuştu" dedi.Biden'ın konuşmasının ardından hayatını kaybedenler için Beyaz Saray'da bir dakikalık saygı duruşu yapıldı.Ülke genelinde beş gün boyunca tüm federal binalardaki bayraklar yarıya indirilecek.Biden iktidara geldiği gün olan 19 Ocak'ta, o güne kadar Covid-19 nedeniyle ölen 400 bin kişiyi anmak için de bir tören düzenlemişti.ABD'de, sıralamada kendisinden sonra gelen Hindistan ve Brezilya'nın iki katı kadar vaka görüldü.Ülkede bu sıralar her gün 2 bin civarında kişi hayatını kaybediyor.ReutersWashington Üniversitesi Sağlık Ölçümü ve Değerlendirilmesi Enstitüsü (IHME) Mayıs sonuna doğru bu sayının günde 500'e düşebileceğini tahmin ediyor.IHME'ye göre 1 Haziran'a kadar en az 90 bin ABD'li daha bu hastalık nedeniyle hayatını kaybedecek.Ülkede günde ortalama 1,6 milyon kişiye aşı yapılırken hastaneye başvuran hastaların sayısı 40 gündür aralıksız bir şekilde azalıyor.Fakat uzmanlar ülkede yayılan varyantların yeni salgınlara yol açmasından endişe ediyor.ABD Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezi, koronavirüs nedeniyle ortalama bir ABD'linin beklenen yaşam ömrünün bir yıl kısaldığını açıklamıştı.Virüsten en fazla etkilenen gruplar arasında azınlıklar yer alıyor.Ocak 2020'den Temmuz 2020'ye kadar geçen altı ayda siyah erkeklerin beklenen yaşam ömrü 3 yıl, Latin Amerika göçmeni erkeklerinki ise 2,4 yıl kısaldı. BBC Türkçe




Gallery

İnternet Nasıl Çalışır

Newsletter